IMG_7104

Sırada bekleyen onlarca kitap varken durup durup okuduğum, sayfalarını pelur kağıdı gibi incelttiğim kitaplar var. Bazen düşünüyorum acaba hepsine farklı bir son yazmak istediğim için mi tekrar tekrar okuyorum diye. Macbeth de bunlardan biridir. Hırsının asit gibi erittiği bu zalim kralı her okuyuşumda, daha ilk kehanette Macbeth’in üzerine doğru yürüyen Birnam Ormanı’nı görürüm. Bütün dalları, bütün yaprakları, kabukları ve kökleriyle yaralı bir hayvan gibi uğuldayıp, çığlık atan simsiyah bir yorgan gibi Macbeth’in üzerine kapanır. Kehanet sonlanmış, ihanetin ve zaferin tadına bakılmıştır. Artık Ay yoktur, ışık yoktur, şölen sofraları, parlak taçlar, alkışlar yoktur. Macbeth’in kaderi sisler içindeki bir fundalıktaki ilk kehanetle çizilmiş ve o kral olabilmek uğruna kötü olmayı seçmiştir.

Gerilimli ve tehditkar bir ritmde ilerleyerek, sürekli tetikte olma hissi doğuran günlerde kitaplar benim için hep kalkan görevini görür. Beni korur, saklar, ısıtır ve ben farkında olmadan avuturlar. Bu akşam da öyle oldu. Macbeth, kendi evinde misafir olan Duncan’ı öldürmeyi planlarken balkonun Doğu ucunda gümüş bir ayna gibi parlayan Ay, Oğlak burcuna yani Pan’ın evine girdi.

Boynuzları, toynakları ve çığlıklarıyla Olimpos tanrılarının en aykırısı olanı Pan, ilk doğduğunda babası Hermes’in kollarında, bir tilki postuna sarılı halde tanrıların huzuruna getirilir ve çirkinliği yüzünden tanrıların alay konusu olur. Bütün tanrılarda olan ve hiyerarşiyi belirleyen güzellik, güç ve iktidar hırsının izi bile yoktur onda. Bir tür ucube gibi armonikasını çalıp, şarkılar söyleyerek nympelerin peşinde koşturup durur. Ancak o büyük gün geldiğinde; eski tanrılar ile yeni tanrılar arasında kopan ve gökyüzünü savaş meydanına çeviren o tekinsiz günde, Pan, yeni nesil tanrıları kurtarmak ve devrimi gerçekleştirmek için hepsinin bir hayvan kostümüne girmesini önerir. Böylece hiçbiri tanınmayacak ve zafer yeni tanrı soyunun olacaktır. Bütün tanrılar kendileri için bir kostüm seçtikten sonra sıra Pan’a gelir. Ona telaşından içine sığamadığı balık kostümü kalmıştır. Vücudunun sadece alt kısmını kapatan balık kuyruğu ile savaşmaya devam eder ve kazanılan büyük zaferin sonunda Zeus tarafından gökyüzüne yerleştirilir. Oğlak Takım Yıldızı olarak adlandırılan bu toynaklı tanrının sembolü bu yüzden balığın kuyruğuna sahip bir keçiye benzer ve bize hep sorumluluklarımızı hatırlatır. Sorumlulukları ve çıkmamız gereken dik yokuşu toynakları ve boynuzları temsil ederken, balık kuyruğu ile şefkat ve vicdanı işaret eder.

Bu yüzden yapılması gerekenler ile vicdan arasındaki ince ancak kopmaz bir bağ vardır. Neyi seversek sevelim payımıza ondan yana mutlaka bir sınav düşer. Macbeth’in kaderden payına düşen sınav da vicdanını yok sayıp yapacaklarıdır. Daha ilk sahnede kahraman bir komutan iken, kuytu bir fundalıkta karşısına çıkan üç kader tanrıçası ona kehanetleriyle bir ikbalin hayalini gösterip, “Geleceğin Kralı” olarak selamlarlar….

Sisli bir sabah vakti aniden ortaya çıkan bu tuhaf giyimli kader örücüler Macbeth’e kral olacağını söyledikten sonra ince bir soluk gibi havaya karışırlar ama bir kahraman olarak değil de yapayalnız, delirerek ölecek bir zalim olmayı Macbeth kendi seçer. Her şey olup bittiğinde kader örücülere sadece ipi kesmek kalmıştır. Şhakespeare’nin adlarını vermediği bu üç kadın Hekate ile yaptıkları buluşmaya bakılırsa Yunan Mitoloji’sindeki üç kader tanrıçasıdır.

Fanilerin paylarına düşen kader ipliğini eğirmekle görevli bu üç tanrıçadan Clotho örekeyi tutar ve hayat ipliğini büker, Lakhesis iği çevirip, her insanın talihi miktarınca sarar ve Atropos vakti saaati geldiğinde ipliği keser. Kişinin, iyilik, merhamet, kötülük, gaddarlık gibi özelliklerine göre beyaz ve siyah ipliklerle örülen bu yumaktaki her düğüm geçirilecek mutlu ya da kederli günlere işaret ederdi ve ne yazık ki Macbeth’in siyah düğümleri beyazlardan daha çoktu.

Kral olmak uğruna düşmana karşı beraber savaştıklarının çocukları da dahil olmak üzere yolunu kesen herkesi öldüren Macbeth tacı başına koyduğunda etrafında sadece üzerlerinden kan sızan hayaletler kalır. Canını aldığı her insanda tahta biraz daha yaklaşırken tepeden tırnağa kötülükle dolduğunun o kadar farkındadır ki

“Yıldızlar! ateşinizi gizleyin! Işığınız benim o kapkara isteklerimi görmesin!

Göz, eli görmezlikten gelsin ama yine de gözün bakmaya korkacağı o iş gerçekleşsin” der.

Kötülüğün davetini kırmayan bütün uğursuzluklar gibi, kader örücülerin “Birman Ormanları yürümediği ve annesinin karnından doğmamış bir ölümlüyle karşılaşmadığın sürece kral olarak yaşacaksın”   kehaneti de gerçekleşir ve Macbeth, Birman Ormanları’nın içine saklanmış ordu yürümeye başladıktan sonra öldürülür. Macbeth’i ölümü bir anadan doğmamış, vaktinden önce annesinin karnından çıkarılmış Macduff’un elinden olur ama ruhu gibi siyah düğümlerle dolu kader ipini Atropos keser.

Platon’un Devlet’in son bölümünde anlattığına bakılırsa tekrar yeryüzüne çıkacak olan ruhlar da özgür iradeleri ile yaşamak istedikleri hayatları seçip Clotho’nun döndürdüğü kirmenin ipine bağlanır ve Antropos’un yazgılarını ölçülmez hale getirmesini beklerlermiş. Tüm seçimler yapılıp bütün ipler karıştırıldıktan ve kirmene bağlandıktan sonra hiç arkalarına bakmadan yürüyüp son kez Kader Tahtı önünde diz çökerek diğer tarafa geçerlermiş.

Kaderin değil ama hayatlarımızdaki bütün seçimlerin sahibi olarak kanlı bir tac isteyenin en sonunda üzerine kapanacak uluyan bir orman göreceğini ve kirmenden çıkan ipin mutlaka bir gün kesileceğini hiç unutmamak gerekir. Oğlak dolunayı işte bunun için parlar: Her seçim bir sınav ve her diz çöküş kadere bağlanan hayat ipidir.

Birnam Ormanları karanlık bir çığlık gibi üzerimize kapanmadan istediğimiz şeyin bedelini ödemeye hazır olup olmadığımızı bir kez daha vicdanımıza soralım.

Macbeth, William Shakespeare, Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Klasik Yunan Mitolojisi, Şefik Can. İnkılap.

Hesiodos Eseri ve Kaynakları. Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat. Türk Tarih Kurumu Yayınları.