IMG_6322

Amerikalı şair Muriel Rukeyser, “Evren atomlardan değil hikayelerden meydana gelir” der ve bu kısacık cümleyle neredeyse bütün bir insanlık mecaramızı özetler. Masallar, Mitoloji, Edebiyat, Din, Felsefe, Müzik, hep bu büyük hikayeye açılan sonsuz kapılardır. Her kapıdan yeni bir hikayeyle çıkar ve kendinize dair birini bırakırsınız. O bıraktığınız parça, yani size ait olan hikaye sizden sonra o kapıdan girecek olan içindir. Campbell, insana dair tüm bu maceranın eksiksiz bir kaydını tutan mitleri şöyle tarif eder: “ İster Kongo’nun gözleri kan çanağına dönmüş bir büyücü hekimin düşe benzer zırvalamalarını mesafeli bir keyifle dinleyelim, ister mistik Lao –Tse’nin sonelerini hararetli bir coşkuyla okuyalım, ister Aquinas’ın argümanlarından birinin sert kabuğunu birdenbire kıralım bulduğumuz şey hep şekil değiştiren fakat buna rağmen olağanüstü biçimde aynı kalan o hikaye ve daima bilinen ya da anlatılandan daha fazlasının olduğuna dair kışkırtıcı derecede ısrarlı histir.” Bütün insanlığı bir tufan kazazedesi gibi seline katan bu kışkırtıcı his, evreni ve onun içindeki yerimizi anlama çabasıdır. Bu çabanın ilk ve belki de en önemli ayağını göksel mitler oluşturur.

Bu büyüleyici mitler için ekinlerin, hayvanların, ismi konmuş veya konmamış bütün eşyaların, rüyalarıyla beraber insanın ve geçmişle geleceğin küçücük bir köşesini dahi açıkta bırakmadan örten gökyüzünden daha ilahi bir alan yoktur. Ben de tıpkı ilkel bir insan gibi içimde günlük hayata sıkı sıkı sarılmış kuşkucu yanımı susturup gökyüzünün binlerce yıldır anlattığı hikayeleri modern insanın kibrine kapılmadan dinlemek isterim. Tıpkı Ay’ın, Güneş’in ve gezegenlerin ezelden beri takip ettikleri bu kusursuz dönüşe şahit olma şansı verilmiş ve ancak bu sayede ölümlü olduğunu anlamış bir fani gibi.

Babilliler sadece insanların değil etraflarını çevreleyen her şeyin; kentlerin, nehirlerin, ormanların, vadilerin ve tanrılara yollanan duaların bile yıldızlarda birer arketiplerinin olduğa inanırlarmış.

Yaşadığımız dünyanın göksel bir coğrafyada yeniden fakat bu sefer daha pür daha saf bir tecellisi olduğundan yola çıkan bu inanışa göre Dicle ırmağının gökyüzündeki modelinin Anuit yıldızında, Fırat’ınkinin Kırlangıç yıldızında, Sippara şehrinin Yengeç burcunda, Mine Veh’inkinin ise Büyükayı takımyıldızında bulunduğunu kabul ederlermiş. Sonsuz evrende yüzen karadelikleri, ipliksileri, super novaları, bir yana bırakıp aynı hayret ve efsunlanmışlıkla gökyüze baktığımda ben de orada tıpkı iki bin yıl öncesinin insanı gibi kendimden bir şey bulurum: Ruhumun bağlı olduğuna inandığım iki küçük yıldızı; Castor ve Pollux’u…. Gökyüzünde yaşayan, kimilerine göre ikiz kimilerine göre sevgili olan bu göksel çocuklar benim gökyüzündeki arketiplerimdir: Dünyaya, hayata ve kadere sonsuz bir merakla bakan gökyüzü çocukları..

Zodyak’ı, Koç’la dünyaya merhaba diyen kahramanın göksel yolu olarak tanımlarsak İkizler bu kahramanın hayata olan hayretini ve onun sırlarına erişmek için duyulan merak duygusunu simgeler. Ancak ikizlerden birinin içi diğerine göre biraz daha loş ve rutubetlidir. İşte bu karanlık köşede ikizler, hayata dair hiç kimsenin bilmediği sırları öğrenmek ve saklamak isterler.

Yunan mitolojisinde ikizler, Leda’nın, hem Zeus, hem de kocası ile birleşmesinden doğarlar. Zeus’dan doğan güçlü, parlak, neşeli ve ölümsüz olanın adı Pollux, bir ölümlüden olan ve içinde karanlığı saklayanın adı ise Castor’dur. İkizlerin kimilerine göre anlaşılmaz gelen duygu geçişleri işte bu aydınlık ve karanlık bölge arasındaki hızlı ziyaretlerdendir.

Ebedi dönüş mitoslarının en eskilerinden birinde ise İkizler, Adem ile Havva’nın yani ilk sevgililerin simgesidir. İlk yaratılan insan olan Adem, ikizlerin ayakları yere sağlam basan, neşeye ve cennetin imkanlarına sahip çıkan tarafını, Havva ise öğrenmeye, sırları çözmeye meraklı, temkinsiz ve tekinsiz tarafını simgeler.

Geçmişi çok eskiye dayanan tarot kartlarında da kahramanın çıktığı yolculuğun ikizler hanesini anlatan kart, tıpkı bu kadim mitojide olduğu gibi çocuk ikizler simgesi ile değil yeni bir yola çıkmaya hazırlanan Aşıklar kartı ile anlatılır. Saf aşkın simgelendiği bu kartta Adem ile Havva cennetten kovulmadan önceki masum ve çıplak halleriyle dururlar. Bundan hemen sonra ikizlerin tekinsiz olanını temsil eden Havva, Tanrı tarafından meyvesinin yenmesi yasaklanmış olan bilgi ağacına gidecek ve kopardığı ilk elmayı iştahla ısıracaktır.

İkizler mitosunda benim en sevdiğim kısım budur; Havva’nın yeni şeyler deneme ve yasakları delme arzusu. İçinde çocuksu bir meraktan çok kararlı, ve cesur bir gölge barındıran bu arzu, cennetten kovulmak gibi bir “trajediyle” sonuçlansa da, dünyaya kendi macerasını arayan insan soyunu hediye edecektir.

İnsanlık yolculuğumuzun “macereya çağrı” olarak niteleyebileceğimiz en önemli kısmı belki de budur : Ruhsal ağırlık merkezimizi toplumsal kabullerin dışına iten bu karşı konmaz dürtü en sonunda kaderimizi de belirleyecek ve bizi hazinemize doğru götürecektir. Bazen ve hatta çoğu zaman bu hazine cennette değil önümüzdeki tehlikeli yoldadır..

Campbell, derinden gelen “yeni şeyler dene, razı olma, elmayı ısır, merak et!”sesine kulak veren kahramanın/Havva’nın, ahlakçılar tarafından hiddetle, trajik okumaları sevenler içinse acıma ile karşılanacağını ancak en sonunda hem tüm mitolojilerde hem de hayatın kendisinde cesaret edenin ebedi bir neşeyle karşılaşacağını ve alışılmış yaşam ufkunun genişleteceğini söyler.

Her yıl doğumgünümde gökyüzündeki Havva’yı da anarım ve onu da cennette yan gelip yatan mızmız ve uyuşuk bir kadın olmaktansa kendi yoluna gidecek cesareti gösterdiği için kutlarım. Adem’e kalsa elmanın tadını ve dişlerimizde bıraktığı o hoş kamaşmayı hiçbir zaman bilemeyecektik.

Tüm ikizlere tekinsiz taraflarıyla daha çok yüzleşecek merak, cesaret ve mutluluk dolu nice yaşlar diliyorum. Umarım kopardığımız elmalar yeni bir yola düşme cesareti verecek kadar tatlı, ve sulu olur. Mutlu yaşlar..

Ebedi Dönüş Mitosu, Mircea Eliade, Çeviren : Ümit Altuğ, İmge Kitabevi

Kahramanın Yolculuğu, Joseph Campbell, Çeviren: Sabri Gürses, Kabalcı Yayınevi

Yunan Mitleri, Robert Graves, Çeviren: Uğur Akpur, Say Yayınları