IMG_1906

“ Hayat aslında su gibi, sen çırpınıyorsun, yara yara, tırmalaya tırmalaya bir şeyler yapmaya çalışıyorsun, gövdeni oradan oraya atıyorsun, ama sonra senden geriye hiçbir iz kalmıyor. Bir boşluk, büyük bir su parçası. Kalbim böyle hissediyor şimdi.”

İbrahim, bu büyük, uçsuz bucaksız su parçasının içinde, kaderin son ilmeği de sökülene kadar suyun üstünde kalmaya çalışanlardan biri. Eğer bu tuhaf ve esrarlı hikayesini kendi ağzından dinlemiş olsaydık, gözlerindeki keder, genzimizi yakacak ve kalbimizin tam orta yerinde süt kesiği gibi acı bir tortu bırakacaktı. İbrahim’in tekinsiz hikayesi onunla rastlaşanların, yolu onunla bir şekilde kesişenlerin hayatlarından düşen güneş kırıntıları sayesinde gölgelerinden kurtuluyor. Belki diyorsunuz, belki İbrahim’i gören son kişi olan Salih’in sesini duyduğu silah başka yerde patlamıştır, belki patlayan silah değildir de kız kovalanyandır. Belki Salih, karanlıkta başka birini İbrahim’e benzetmiştir. Belki İbrahim, kaderinin ona ulaşmayacağı kadar uzaklara, deniz aşırı memleketlere gitmiştir. Belki balık olup yosunların arasına saklanmıştır, belki… Gene de eğer hikayesi bir kitap olarak önümüze konulmamış olsaydı tüm üçüncü sayfa hikayelerinin kahramanları gibi İbrahim’in hikayesi de zamanın tozunda unutulup gidecekti.

İbrahim’i ve tüm o kadersiz insanları bize anlatan “Meçhul”u 2004 yılında İletişim Yayınları tarafından ilk kez basıldığında okumuştum. Sanırım Gaye Boralıoğlu’yla beni ilk tanıştıran da İbrahim olmuştu. Gazetelerdeki Üçüncü Sayfa hikayelerinin iflaz olmaz bir okuyucusu olarak, Manuel Çıtak’ın fotoğraflarıyla bezeli bu hikaye ilk okuduğumda beni o kadar çok sarsmıştı ki çok uzun süre tabuta benzeyen bir kayıkta yatan İbrahim’in kan sızdıran ince gövdesi gözümün önünden gitmemişti.

Meçhul’u okurken İstanbul’un bütün kuyruk yağı kokulu mutfaklarında, lağımlı suların bir yılan gibi kıvrılarak aktığı bütün mahallelerinde dolaştım ….Her sokak aralığında, Rüya’ya, Seda Sayar’a, Meliha’ya, Salih’e benzettiğim gölgeler gördüm ve kitabı belki İbrahim’den gelecek iyi bir haberin müjdecisi olur diye çok uzun süre çantamda gezdirdim.

İletişim Yayınları, Gaye Boralıoğlu’nun yaralı kuşlara benzeyen, okudukça küçük pençelerini kalbinize batıran kitabı Meçhul’u yeniden basmakla çok güzel bir iş yapmış. Merçhul, kalbinden başka gidecek hiçbir yeri , sığınacak hiçbir dalı olmayanların hikayesini anlatırken, insana kendini incecik bir gömlekle mart ayazında kalmış gibi hissettiren bir kitap. Eğer ilk basıldığında alıp okumadıysanız İbrahim’le tanışmak için bu seferki fırsatı kaçırmayın.

“ Kendini suyun akışına bırakacaksın ve yüzeceksin; hiçbir yere çarpmadan, harap olmadan, yosunların arasından ince ince süzülerek yüzeceksin”

Gaye Boralıoğlu, Meçhul, İletişim 2015.