IMG_1967

Şu fani dünyada Raskolnikov’la tam üç kez tanışma fırsatı bulan ender kadınlardan biriyim. İlk tanıştığımızda 15 yaşındaydım. İlk gençliğin aptalca ataklığı ile onu Sibirya’ya yolcu ederken bir çift yün patik hediye etmeyi akıl etmek yerine tokatlamak istemiştim. Hatta arkasından avaz avaz bağırdım “ “Niye itiraf ettin, dünyanın aptalı sen misin?!! Sibirya’da donarken ayaklarını ısıtmak için o yere göğe koyamadığın vicdanını yakarsın artık!!! “ diye. Hiç umursamadı, arkasına bile bakmadan gitti. İkinci karşılaşmamızda 19 yaşındaydım. Okulun kantininde, sonunu bildiğim ama yine de deli gibi değiştirmek istediğim bir hikayeyi tırnaklarımı yiyerek okurken Raskolnikov’u hem daha çok sevdim, hem de daha iyi anladım.

Bir kova erkeği olarak Raskolnikov, kendini, sadece kendisine karşı değil, kendisine rağmen bütün bir insanlığa karşı sorumlu hissedenlerdi, tıpkı türdeşleri gibi. Kova erkekleri bu dünyanın Prometheus’larıdır, onlara ateşi çaldıran şey günah işleme dürtüleri değil, dünyanın bütün acılarına çare bulmayı istemek gibi önüne geçemedikleri tuhaf arzularıdır.

Oturup ruhlarının bir haritasını çıkarmaya kalksanız, bütün iç denizlerinin dibinde kadim çağlardan kalma kocaman uçurumlar, sık ormanlarla kaplı dik dağlar görürsünüz. Düz alanları o kadar azdır ki, bir haritadan çok sadece dağların ve uçurumların anlatıldığı spesifik topografya kitaplarına benzerler. Mesela, Raskolnikov’a tefeci Alyona’yı öldürten de Sonya’nın ayaklarını öptüren de içinde insana ait her tür acıyı barındıran ve uykusunun en derin yerinde tekinsiz bir fırtına gibi uğuldamaya başlayan o uçurumdur.

Raskolnikov, işte tam bu yüzden tipik bir Kova erkeğidir ve Sonya’yı o uçurumun kenarında çıplak ayaklarıyla dolaştığını gördüğü için de dudaklarından değil ayaklarından öpmüş, sonra da Sibirya’ya gitmiştir. Beni en kahreden, bir türlü kabul edemediğim kısım da budur; Sonya’nın o yoksul odasında birbirlerine sarılmış öylece kalsınlar isterim. Sibirya’ya giderse ölecekmiş bir daha Sonya’yı öpemeyecekmiş gibi hissederim ve engellemek için deli gibi çırpınırım. Ama diğer taraftan da bir Kova erkeğinin cüzdanını düşürse eğilip yerden almaya üşeneceğini ama masumiyetin peşine düşmek için taa Sibirya’ya kadar gidebilecek inada sahip olduğunu da iyi bilirim.

Raskolnikov’la üçüncü ve son karşılaşmamız ise kendi gibi bir Kova erkeğine deli gibi aşık olduktan ve onun yanında bir ömür boyu kalmaya karar verdikten sonra olmuştur. Bütün uçurumları, bütün uğuldayan ormanları ve dağları elimle koymuş gibi bulmaya başladıktan sonra, artık Raskolnikov’un Sibirya’ya gidişine hiç üzülmedim. Kozmos onları insanlığın kaybettiği masumiyeti aramakla lanetleyip, durmadan kanayan bir vicdanla hediyelendirmiş ve şanslı olanlarının yanına bu dünyadaki serüvenlerini hoş geçirsinler diye de bir İkizler burcu kadını vermiştir.

Veeee sırada, okurken sağlam bir tokat atma aşkıyla yanıp tutuştuğum İkizler burcu erkeğinin müstesna bir örneği olan “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'”nden Tomas var. Birlikte olduğu her kadında aslında kendisini arayan ama kafasının içindeki çöp evlere benzer karışıklık yüzünden bir türlü aradığını bulamayan ve belki de hiç bulamayacak olan Tomas..

Kozmos, bu adamları bizzat kendi egolarıyla zehirleyerek lanetlemiştir. Birlikte oldukları kadınlara söyledikleri her güzel cümleyi içlerinden bir kez de kendileri için tekrar ederler ve ömürlerini, bir ucu “aman Allah’ım ne mükemmelim” ile diğer ucu “peş para etmez adamın tekiyim” arasına kurdukları iğneli salıncakta geçirirler. Ve çoğunlukla Tomas gibi aslında bir türlü kendilerini sevemedikleri için bir aşkın gölgesine kurulmuş sadakat vahasını es geçerler. Mesela Tomas, Tereza eğer hastalanıp da yanında kalmasaydı ve boşluğa düşmekten korktuğu için uyurken elini tutmasaydı muhtemelen Tereza’ya aşık olmak için kendine fırsat tanımayacaktı. Tomas’ın şansı, içinde ücra bir sokağa terkedilmiş yetim bir çocuk kederi taşıyan Tereza gibi Yengeç kadınına rastlaması olmuştur.

Bu Yengeç kadınlarının öyle tuhaf bir hayalgüçleri ve sabırları vardır ki  bir paket ayakkabı bağını makarna pişirdikleri zannıyla saatlerce kaynatıp, pişirdikleri şey, hiç bir şeye benzemeyince lezzet versin diye mantar sosu yapmaya girişebilirler. Malzemeyi doğru seçtikleri takdirde aslında mükemmel bir ahçı olduklarını anlayacakları yerde kendilerini mantar soslu ayakkabı bağı yemeğinin aslında ne muhteşem bir deneyim olduğuna göz yaşları içinde inandırmaya çalışırlar. Aslında tek istedikleri kendilerini sevecek ve sadık kalacak bir erkeğin aşkıdır. Ama heyhat! hayat onların karşısına hep Tomas gibi ömrünü “ben aslında kimim?” Sorusuna cevap bulmakla heba eden İkizler burcu erkeklerini çıkarır.

Zodyak, bu erkekleri bir doğru ve bir yanlışla dünyaya göndermiştir o yüzden çoğunlukla iki yakaları bir araya gelmez. Ya doğru soruyu yanlış kişiye sorarlar, ya doğru cevabı alacakları kişiyi yanlış kişi zannederler. Ömürlerinin sadece bir anında Tereza gibi birlikte uyumaktan korkmayacakları bir kadınla karşılaşırlar ancak çoğu zaman onun da uykularını kabusa çevirirler. Aslında yanlışları bir ceplerine, doğruları diğer ceplerine koyup karıştırmasalar tatlı adamlardır ama içten içe buna hiç inanmazlar.

 “Suç ve Ceza”, F.M. Dostoyevski. 

“Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, Milan Kundera.