IMG_4603

Gökyüzünde eşi benzeri olmayan bir taç var. Hemen başınızın üzerinde batı ufkuna doğru. Biraz yükseğe zıplarsanız üzerindeki mücevherlere dokunabilirsiniz belki. Peki… tamam, müstehzi gülümsemelerinizi kabul ediyorum hatta kaçık denme riskini de göze alıyorum ve ısrar ediyorum. Gökyüzünde bir taç var! sadece biraz kuvvetli zıplamanız lazım. Ben bir keresinde az kalsın parmaklarımın ucuyla dokunabilecektim sonra mücevherlerin parıltısı gözümü kamaştırdı dengemi kaybettim. Belki önlem olarak güneş gözlüğü ile zıplanmalı… Siz beni dinleyin! Vega’nın parlak mavi ışığından batı ufkuna doğru hayali bir hat çizip Herkül’ün hemen yanına doğru kuvvetlice zıplayın.

Taç aslında Girit Prensesi Ariadne’nin ama çok uzun zamandır takmıyor zaten şimdi o kadar mutlu ki tacı falan gözü görmüyor. Ama yine de izinsiz almamak lazım tabii..ama yakından bakmanıza bir kerecik başınızın üstüne koymanıza ses çıkarmayacaktır. Çok sevilen kadınların küçük cüretleri görmezden geldiklerine daha önceden de tanık olmuştum. Bana güvenin ve kuvvetlice zıplayın.

Aslında Ariadne, “Selvi boylum al yazmalım”’ın gökyüzündeki versiyonu. Bir çeşit Türkan Şoray anlayacağınız. Girit’e gelen yakışıklı Theseus’a çılgınlar gibi aşık olur ve hatta onun boğayı yakalamak için girdiği labirentte kaybolmaması için eline kendi eğirdiği yünden bir yumak verir. Ama sonunda ne olur? labirentten kurtulan Theseus aynı Kadir İnanır gibi kayıplara karışır. Ariadne uyurken mavi bir gemiye binip toz olur.

Bazı adamlar gerçekten sevilmeyi hak etmiyorlar. Yakışıklı ve cesur olmaları ayıplarını örtmüyor. Ariadne, Theseus’un ardından bir ton gözyaşı döküyor, yemeden içimeden kesiliyor, aşk mağduru zombilere dönüyor. Sonra Dionysos tıpkı Ahmet Mekin gibi çıka geliyor ve Prensesi sevgisiyle sarıp sarmalıyor. Önce Ariadne mırın kırın ediyor tabii, sonuçta Dionysos, Theseus gibi yakışıklı değil, hatta hiç değil. Biraz tombul, ayakları keçi ayağı gibi ve başının hemen üzerinde de satirlerinki gibi iki küçük kulağı var ama olsun… Ariadne sonunda Dioysos’un sevgisinin kendini iyileştireceğine inanıyor ve evlenme teklifini kabul ediyor. Damat da, Adriane’ye düğün hediyesi olarak eşi benzeri olmayan bir taç hediye ediyor. Öyle ki; tacı, kuyumcuların ustası Hepaistos kendi elleriyle işlemiş. Gökyüzünde eşi menendi yok.

Düğün gökyüzündeki en eğlenceli düğünlerden, Ariadne de en mutlu gelinlerden biri oluyor. Düğünün sonunda gelinle damat satirlerin çektiği altın arabada giderken, taç yorgun ve çakırkeyif Ariadne’nin başından kayıp düşüyor. Ama gökyüzünde hiçbir şey kaybolmadığı için taç, aşk acısı çekenlere umut versin diye gökyüzüne yıldızların arasına bırakılıyor. Hala daha orada Herkül’le Çoban’nın arasında.

En başta dediğim gibi kuvvetlice zıplarsanız yakından bakabilirsiniz. Ben geçen yaz kiraz ağacının en tepesine çıkıp oradan gökyüzüne zıplayabilen şanslı bir kedi görmüştüm. Dediğine göre tacı bir kere başına takıp denemiş ama çok büyük ve ağır geldiği için düşmesin diye gene yerine koymuş. Taç hala orada, batı ufkunda. Alaycı gülüşlerinizi kenara bırakıp bir kerecik yukarıya bakarsanız göreceksiniz. Eğer kolaylık olacaksa adını da vereyim; Corona Borelais.

Ben bir dahaki sefere zıplarken gece olmasına aldırmadan güneş gözlüğü takacağım ve yolumu kolay bulmak için de yanıma iki güzel kitap alacağım,

Şefik Can, Klasik Yunan Mitolojisi, İnkılap Yayınları ve M. Emin Özel, Gökyüzünü Tanıyalım, Tübitak.