IMG_5795

Belki ismini duymuşsunuzdur; Bütün sakinlerinin aynı anda REM uykusuna geçtikleri Frin diye bir yer var. Ursula Le Guin’in anlattığına göre yüzlerce insanın aynı rüyanın menzilinde dolaştığı bu yerde görülen her rüya bir diğer rüyanın içine karışarak bir sis bulutu gibi Frin’nin üzerine çöker. Sabahları kendi rüyalarının içine süzülen diğer sakinlerin rüyalarını da görmüş olarak uyanan kasaba ahalisi hangi rüyanın kime ait olduğunu rüyanın renginden ve dilinden şıp diye anlar. Bu yüzden tehditkar ve erotik rüyaların sahipleri cüretkar arzularına sahip çıkamayıp rüyalara saldıkları için   sokaklarda hep başları önde yürürler.

Bu hikayeyi okuduğumdan beri gördüğümüz bütün rüyaların, evrenin büyük rüya yumağından hafızalarımıza doğru sökülmüş   iplikler olduğunu düşünüyorum. Aslında hepimiz vahşi hayvanlara yem olmamak için ağaç tepesinde uyuyan ve en büyük korkusu oradan düşmek olan primatlarız. Tam uykunun rüya eşiğine vardığımızda, evrenin ortak hafızasına karışıyoruz ve yüksek bir yerden kalbimiz çarparak düşüyoruz.

Çok uzun zamandır iyi yazılmış, kokusu renkleriyle beraber ağır ağır pişmiş ve uyandığımda büyüsünün dumanı hala odamda tüten rüyalar görmüyorum. Artık rüyalarımın çoğunda tuhaf bir arabada ne olduğunu tam tanımlayamadığım bir şeylerden kaçmaya çalışıyorum ve her seferinde kalbim çarparak uyanıyorum. Neredeyse rutine binmiş bu rüyalarda kullanmaya çalıştığım arabanın direksiyonu çoğunlukla ya bozuk ya da oturduğum koltuktan çok zor uzandığım bir mesafede oluyor.

Ortak rüya havuzundan kişisel rüya ağımıza sızıtı yapan “araba kullanamama” rüyası görülme sıklığı en çok olanlardan biriymiş. Tıpkı yüksekten düşme, bir şeylerden kaçma, topluluk içine çıplak çıkmak gibi. Tehdit altında hissetme, utanç duyma, korkmak gibi en temel duygu durumlarına işaret eden bu rüyalar dünyaya gelmiş ilk ruhtan kalan ortak mirasın en nadide parçaları. Hayatta kalma refleksinin atar damarı olan bu korkular soyumuzu devam ettirdiği gibi biricik sandığımız hayatımızın devamlılığında da işe yarıyor. Olası tehlikelere karşı bir sinyal vazifesi gören bu rüya örüntülerini binlerce yıldır tekrar tekrar görerek arkamızda silinmeyecek bir iz bırakıyoruz.

Ortak bellekten gördüğümüz her rüya, zamanın boşluğunda kalın ipliksi bir iz bırakıyor ve çoğunlukla bizden sonrakilere “Korkun!” diyor tıpkı “araba kullanamama rüyası”nda olduğu gibi. Hayatın baskın seslerinin, kişisel bilinçte tehdit olarak algılandığı durumlarda sıklıkla görülen bu rüya sızıntısı genellikle ortak travmalara işaret ediyor. Araba, yol ve direksiyon imgeleri yaşamın en temel enstümanlarını kullanamamak kaygısının görüldüğü baskı dönemlerinin belirgin metaforları.

Binlerce yıl içinde arkaik ruhun baskı ve tehdit kabulleri metaforlarını da değiştiriyor; tıpkı ilkel insanın rüyasında karşısına çıkan kurt sürüsünden korkması ve baltasını bulamaması gibi tehdit altında hisseden modern insan da tehlikeden kaçışını kolaylaştıracak olan arabasını süremiyor.

Bu yüzden rüyalarımız, hayatın tekil ruhlarımız üzerinde bıraktığı tortular değil, parçası olduğumuz büyük ruhun yolculuğundan kalan döngüsel kalıntılardır. Marguerite Yourcenar, “ En bireysel rüyalar bile toplumsal, etnik ve tarihsel unsurlarla doludur” derken yere ve zamana göre sembollerini belirleyen rüya örüntülerinden bahseder ve belki de Frin halkı gibi aynı rüyayı gören insanlara işaret eder.

Japon mitolojisinde yaratılan tüm varlıkların arta kalanlarından yapılmış Baku isminde bir rüya cini vardır. Gece yarısı tüm evlerin kapılarından süzülüp uyuyan insanların kabuslarını yer ve böylece insanları korkularından arındırmak gibi çok kutsal bir görev icra eder. Kabus gören kişinin “Baku- san, gel de rüyamı ye” diye adını seslenmesini duyar duymaz koşar ve ne kadar kabus varsa mideye indirir. Ancak Baku, bir önceki gece yeteri kadar kötü rüya yememişse çok aç olur ve sadece kabuslarla doymaz. İşte bu gibi tehlikeli durumlarda sadece tek bir kabusla yetinmeyip güzel rüyaları ve hayalleri de yediği olur.

Uzun zamandır Baku- san’ı sadece gece değil gündüz de kabusların görüldüğü bu diyara çağırmak istiyorum. Karnını tıka basa doyuracağı bu ülkede hiç aç kalmayacak ve bizim yeniden güzel rüyalar görebilmemize yardım edecektir.

Baku – san! Iyi ruhlu kabus yiyici! Gel de kabuslarımızı ye ve bizi uzan süren bu kabustan güzel bir rüya için uyandır.

“Rüya Gören Evren”, Fred Alan Wolf, Çeviri: Hatice Özateş, Ray Yayıncılık.

“Uçuştan Uçuşa”, Ursula Le Guin, Çeviri: Çiğdem Erkal İpek, Metis Yayınları.