IMG_0183

Soneçka benim en yakın arkadaşlarımdan biridir. Onu tanıdığımdan beri ne zaman canım sıkkın olsa Robert’le ilk evlendiklerinde oturdukları bodrum katındaki o küçük dairede soluğu alırım. Eğer şanslı günümdeysem Sonya’nın kendi elleriyle pişirdiği darı çorbasıyla, patates yahnisi yiyip üstüne Robert’in getirdiği bir avuç Çin çayını demleyip içeriz.

Sonya, öyle derdinize bir çırpıda çözüm bulan becerikli kadın arkadaşlarınıza benzemez. O daha çok deve yavrusuna benzer sabrıyla kurduğu sıcacık dünyasını bütün cömertliği ile açıp kalbinin en rüzgarsız köşesinde sizin için sıcak bir döşek hazırlayabilen kadınlardandır. Başak burcu kadınlarının en olmadık yerlerde küçük kuşlar gibi kurdukları yuvaları vardır. Bunlar ev olmaktan çok Hobbit’lerin ya da kırlangıçların kurduğu aşiyanlara benzerler. İçeri adımınızı atarsınız ve ana rahmine dönmüş bir cenin gibi yüklerinizden kurtulup parmağınızı emmeye başlarsınız.

Robert’i uzun sürgün yıllarının buz kesen ayazından ve Paris’teki fahişelerin manolya kokan yatağından alıp kuru bir yaprak gibi Soneçka’nın koynuna bırakan işte bu en olmadık fırtınalarda bile rüzgar almayan sıcak köşenin özlemidir.

Başak burcu kadınları aynı Soneçka gibi okumaya doyamazlar ve hayatlarının her köşesini kahramanlarının hayalleriyle süsledikleri bir panayır yerine benzetirler. Çoğu zaman etleri koparılmış tırnakları, kitaplarının üstüne sarkmış küçük başlarını taşıyan ince boyunlarıyla onlara metroda, vapurda rastlarsınız. Başlarının üzerinde top top güllerle bezenmiş hülyaları bir çelenk gibi taşırlar. O yüzden de sizin derdinize ancak Prens Mişkin’in derdi kadar üzülüp mutluluğunuza Kitty’nin düğün haberini almış gibi sevinebilirler. İşte bu durum ancak bir Başak kadını söz konusu olunca gerçek bir samimiyet ölçüsü ve mükemmel bir empati kabiliyetidir. Zira; Kitty, Prens Mişkin, Oblomov ve diğerleri aşiyandaki o rüzgarsız köşenin gerçek sahipleridir.

Robert Viktoroviç gibi gemisini sert fırtınalarda kaybetmiş, feleğin dört köşesini gezip her bağdan gül derlemiş Aslan burcu erkekleri için Soneçka gibi Başak burcu kadınları rüya limanlarıdır. Orada uzun bir süre dinlenirler, hatta dalların buz tuttuğu kış sabahlarında Soneçka’nın süt kokan koynuna sokulup, pencereye konan kuşun şakımasını hayatın bir hediyesi olarak görebilirler. Ancak hemen her Aslan burcu erkeği bu huzurlu saatlerin sonunda beyaz parıltısını kalbinin üstüne saklayacağı bir Yasia bulur.

Hayatın bu tuhaf salıncağında karşılaştığı her kederi ipeksi bir kozayla saran Başak kadını bu ihaneti de sanki kendi başına gelmiş gibi değil de roman kahramanlarından en talihsiz olanın başına gelmiş bir felaket gibi algılar. Çalışkan bir kuş gibi durup dinlenmeksizin taşıdığı çalı çırpılarla yaptığı bu yuvanın bir anda tuzla buz olduğunu anlaması için bu dağılan yuvanın bütün parçalarını tek tek elleriyle toplaması ve bir daha asla yapışmayacağını anlaması gerekecektir.

Soneçka, Başak burcu kadınlarındaki sabrın, hayal gücünün ve intizam tutkusunun o kadar tipik bir örneğidir ki, Yasia’ya verdiği değer ve onu koyduğu yer Robert’le yaşadığı yasak aşka rağmen değişmeyecektir. Çünkü herkesin bir köşesi, her hüznün sığınacağı tertipli bir evi olmalıdır. Hatta ihanetin bile.

O yüzden ben, canım sıkkın olduğunda Soneçka’ya giderim. Bütün roman kahramanlarının neşesinden ve hüznünden bir yorgan yapıp altına saklanırız. Ellerimizi oğuşturarak Çin çaylarımızı içerken her umut ve her kederi kat yerlerine dikkat ederek ütüleyip, kolalayarak küçük çekmecelere, güzelce yerleştiririz.

SONEÇKA, Liyudmila Ulitskaya, Çeviri; Mehmet Özgül, Doğan Kitap.