IMG_4133

“ …..Sürüklenip gidiyor böyle bu boş yaşam,

kayıtlı zamanın son hecesine kadar….

yaşam dediğin yürüyen bir gölge….”

Kayıtlı zamanın uzak bir köşesinde 1015 ile 1018 tarihleri arasında doğduğu ve yaklaşık 55 yıl yaşadığı tahmin ediliyor. 15 yaşında ilk, 16 yaşında ikinci evliliğini yapıyor ve ilk kocası, ikincisi tarafından yakılarak öldürülüyor. İlk kocasından doğacak oğlu henüz karnındayken evlendiği adama yani kocasının katiline aşık oluyor, onunla beraber düşmanlarıyla savaşıyor, ona iksirler hazırlıyor, onu başka bir kadının koynunda yakalıyor ve ona küçük yaşta kaybedeceği iki çocuk doğuruyor. Adı tarihte ikinci kocasının adıyla, Lady Macbeth diye anılıyor. Ama aslında çok güzel, gerçek bir adı var. Keltçe’de “keder” anlamına gelen ve söylerken kalpten çıkıp genize doğru akan ılık süt gibi bir isim; Gruadh.

Shakespeare’in en güzel trajedilerinden biri olan Macbeth’te çizilen ihtiraslı ve elleri kanlı kadın karakterine farklı bir gözle bakmış Susan Fraser King. Onun kitabında Lady Macbeth savaşan ve daha fazlasına sahip olmaya çalışan erkekler dünyasında, kendini güvende hissedebileceği bir yuva ve hakkı olan tacı korumaya çalışan, inatçı, yumuşak kalpli ve gururlu bir kadın.

Susan Fraser King, 11.yüzyıl İskoçyasında, iktidar hırslarının körüklediği tuzaklar, ihanetler ve savaşlar arasında geçen Gruadh’ın hayatını Manastır kayıtlarını, el yazmalarını ve dönemin şiirlerini tarayarak ortaya çıkartmış.

Shakespeare ise Macbeth trajedisindeki olayları kurgularken vakanüvis Raphael Holinshed’in vakayınamesini kullanmış ancak, mükemmel bir trajedi yazarken, kahramanı Lady Macbeth’e bence büyük haksızlık yapmış. Shakespeare’in dehasına ve yaratıcılığına hayran olsam da Lady Macbeth’e bir isim bile vermemiş olmasına dahası onu sadece bir hırs kumkuması olarak göstermesine fena halde içerlerim.

Susan Fraser King bir bestseller yazarı olarak anılmasına rağmen tarihi kullanış biçimi ve Shakespeare gibi gölgesi bile bütün edebiyat tarihini kaplayan bir yazarın himayesindeki bir kahramana yeniden can verirken gösterdiği şefkatli tutumla benim hayranlığımı kazandı. Kitabı her yere yanımda taşıdım, arasına kuş tüyleri koydum ve kitabı okurken bileğime dövme olarak bir Kelt spirali yaptırmaya karar verdim. Sonradan vazgeçtim ama olsun.

Ancak dediğim gibi King bir bestseller yazarı, Lady Macbeth’ de okuduğum ilk kitabı. Bir edebiyat şahaseri ya da yıllar sonra klasikler arasında yer alacak, incelikli bir dile sahip kitaplardan falan değil. Ama kılı kırk yararak hikayesine ulaşabildiği 1000 yıl önce yaşamış gerçek bir kadını yeni baştan kurgulaması, dönemin hemen bütün gündelik alışkanlıklarını, seremonilerini, yemeklerini, ilişkilerini, geleneklerini, giysilerini çok gerçekçi bir dille anlatması ve bütün bunları yaparken Shakespeare gibi bir dahi ile aşık atmak gibi bir çılgınlığa girmemesi bana kitabı daha çok sevdirdi. Diyebilirim ki Shakespeare’nin hırslı lady karakterinden çok King’in sakin, kararlı ve aşık Gruadh’ını sevdim.

“ Bir kralın torunu, bir prensin kızıyım, iki kez eş oldum ve de kraliçeyim. Kılıçla ve okla savaştım, bebeklerimi bu dünyaya getirebilmek için çılgınca mücadele ettim. Derinden sevdim. Nakışlardan ve savaştan anlarım ve itiraf edebileceğimden de fazla büyücülük biliyorum”. Benim Keltçe bir ismim var; Gruadh.

Kendini böyle içten anlatan ve ismi “keder” anlamına gelen cesur kadına Keltçe söylenmiş en güzel şarkıyı armağan edelim o zaman,

“Sağlık için bir dalga, şans için bir dalga,

Cesaret için bir dalga…

Merhamet için ise dokuz küçük dalga”

 Lady Macbeth, Susan Fraser King, çeviri; Mehmet Karaosmanoğlu, Artemis Yayınları.