IMG_2056

Marquez’in ölümüyle bana artık hem bir milyon yıl önceymiş hem de daha dünmüş gibi gelen bir hatıra demeti geldi kalbimin baş köşesine oturdu. O kadar güzel ve o kadar hasretle andığım bir zaman parçası ki yazarken göğsümün ortasına gençliğimi yiyerek büyümüş koca bir kurt oturuyor sanki.

Mevsim yaz. Küçük denilebilecek kadar genç ve acınacak kadar aşığım. Elimde sevgilimin hediyesi Yüzyıllık Yalnızlık var. Kocaman bir evde daha henüz tanıştığım ve isimlerini zar zor öğrendiğim bir yığın kadına hem aşkımı anlatıyorum hem de onlardan rehberlik hizmeti alıyorum. Mesela doğum günümü unutan ve kalbimi fena kıran sevgilim için Amaranta “ şu erkekler gerçekten çok tuhaf, dövüşerek can veriyorlar sonra armağan diye getire getire bir dua kitabı getiriyorlar” diyor. Amaranta’nın tesellisi kalbimi ferahlatıyor.

Kıskançlıktan deliye döndüğüm ve aşkımdan umut kestiğim bir anda; tam saat akşamüstü 16’yı gösterirken Güzel Remedios’un çarşafların ucuna tutunup uçtuğuna şahit oluyorum. Onu Maconda’dan uçuran rüzgar bana aşkımı tekarar getiriyor. Önce saçlarımda hafif bir rüzgar sonra ensemde küçük bir öpücük hissediyorum.  Ve Rebeca’dan aşk acısının “ağır kokulu ve kurtlu guava ağaçlarına benzer bir şey” olduğunu öğreniyorum.

Ursula, Aureliano, Fernanda, Meme, Jose Arcadio, Rebeca, ve Pilar Ternera bana sadece güzel bir yaz değil kalbimi bir ömür boyu titretecek anılar da bırakıp Marquezle beraber uçtular.

Yanımda o yazdan değil ama üç yaz sonrasının cildi yırtılmış sayfaları sararmış Yüzyıllık Yalnızlığı var. Kitabı okuduktan çok sonra, ailesi tamamen dağılmış ve hayatta yapayalnız kalmış uzak bir kuzen çocuğu acayip yüklü yaraları ve o yaralar kadar çetrefilli alışkanlıklarıyla hayatımıza giriveriyor. Eski telefon defterini, telefonunu ve parasını elinden alıp aklımızca onu kötü arkadaş çevresinden korumaya çalışıyoruz. Ama olmuyor elleri hep titrek, göz altları mor ve içi bir hüzün yumağı. Kendini iyi hissettiği ender zamanlarda yaptığı tek şey okumak. Yüzyıllık Yalnızlığı, deli gibi kıymet verdiğim bu güzel kitabı o haftayı rahat geçirmesine yardımcı olur diye ona bırakıyorum ve tahmin ettiğim gibi kitabım kayboluyor. Sonra akabinde uzun bir süre hastaneye yatıyor ve çıktığında elinde bana hediye aldığı “Yüzyıllık Yalnızlık”la hayatımıza tekrar giriveriyor.

Çok kısa bir süre sonra “ uçurum beni tekrar çağırıyor” dediği eski hayatına dönüyor. Kitabın artık kopmak üzere olan iç kapağına titrek ve çocuksu elyazısıyla “ 30-7-1992’ …. ‘ ye sevgilerle” diye yazmış. Hayatı kızılacak kadar kısa, mağlubiyeti takdir edilecek kadar çarpışmalı oldu.

Bense bütün kitaplarını almış, bütün kahramanlarıyla dertleşmiş, sayelerinde sevdiğim adamı mağarama almış ve kendisine iki kere “Yüzyıllık Yalnızlık” hediye edilmiş biri olarak hem gençliğimi hem de Marquez’i göz yaşlarıyla uğurladım.

Giderken yanında gençliğimin en güzel yazını da götürdün, güle güle git.

“Yüzyıllık Yalnızlık”, Gabriel Garcia Marquez, Çeviri: Seçkin Selvi, Can Yayınları.