IMG_1987

Babaannem hayattaki ilk gerçek arkadaşımdı. Annem çalıştığı için bütün bir günü birlikte geçirirdik. Evimizin önündeki çocuk parkına, bale derslerine, sinemaya, misafirliğe, hamama, elele tutuşup giderken bir yetişkin ve bir çocuktan çok iki arkadaş, iki sırdaştık. Hemen her zaman özellikle de annemden gizlediğimiz küçük bir sırrımız mutlaka olurdu. “Dondurma yediğini annene söyleme”, “Hilmiya’nımlara uyku saatinde gittiğimizi söyleme”, “benimle kahve içtiğini annen duymasın”, “Hızır Aeyhislam’ı gördüğümüzü sakın söyleme!”…

Hastalanıncaya kadar bütün acı kayıplarına rağmen müthiş bir hayal gücü ve hayat sevinciyle yaşadı. Hızır Aleyhisselam’ı, altı kanatlı melekleri ve eşik cinlerini ondan öğrendim. Bildiğimiz anlamda dindar bir kadın değildi ama iyiliğe  ve onun sembollerine dair güçlü bir inancı vardı.

Gece bazen koyun koyuna bazen karşılıklı yatar ve uymadan önce birbirimize hikayeler anlatırdık. En sevdiğim hikayeler bir sır verir gibi fısıldayarak anlattığı melek hikayeleriydi. Gecenin içine rengarek yumuşak bir yorgan gibi yayılır ve beni şefkatle kucaklayıp uykuya taşırlardı. Hepsini olmasa bile bir kısmını bölük pörçük hatırladığım hikayelerin bazılarında melekler yastık ve yorganlarını havalandırırlar ve işte o zaman şiltelerin içlerindeki pamuklar kar olup üzerimize düşerdi. Ağladıklarında göz yaşları yağmur olup üzerimize yağar, düğünleri olduğunda ise gelinliğin kurdelası ebemkuşağı halinde bütün bir gökyüzünü kaplardı. Böyle sıradan ama üç, dört yaşlarında bir çocuk için muhteşem hikayelerdi hepsi. Yağmuru, karı, gökkuşağını, melekleri ve daha pek çok şeyi onun hayal gücüyle sevdim.

Büyüyüp kocaman bir kadın olduğumda bile bu narin sembolleri hayatımın içinde tutmak istedim. Onlar da bazen hayatın kendi rüzgarıyla geldiler bazen de ben arayıp buldum.

Beki İkala Erikli, bana babanemden yadigar kalan o zarif hayalleri, narin kanatları yeniden ve bütün renkleriyle gördürenlerden biriydi. Yere düşen bir kuş tüyünün, olmadık yerde önüme çıkan bozuk paraların, rüzgarda uçuşan taç yaprakların da bir hediye olduğunu onun sayesinde yeniden hatırladım. Sıkıntılı, ümitsiz zamanlarımda okuduğum kitabın arasına koyduğum bir güvercin teleği beni umudun kenarına taşıdı. Bunların meleklerden gelen bir işaret olup olmaması ya da meleklerin gerçekten var olup olmadığı beni hiç ilgilendirmedi. Ben onları Beki hanımın ve babanemin bana gösterdiği hayatın zarif ve kıymetli hediyeleri olarak sevdim. Beni taşıdıkları hayalin kıyısını ve orada gördüğüm ferahlık duygusunu sevdim.

Hayatın saf ve ham gerçeklik bölümüne dahil olan iktidar hırsı, para şehveti, savaşlar ve ölüm sanki çok anlamlı çok makul şeylermiş gibi “Ama melek diye bi şey yok kiiii”  dediğinizi duyuyorum ama hiç sallamıyorum. Ben asıl ümide dair, hayatın güzel yanına dair bir rüyayı görmemekte direnen hamlığınıza şaşıyorum. Beki Hanımla hiç karşılaşmadım, seanslarına, seminerlerine gitmedim ama onu sevdim. Onu önceki gün öldürdüler. Yüzüne bakmaktan korktuğum, kapkara bir ışıkla çevrili biri ona üç kurşun sıktı. Üçü de tam korkaklara ve kötülere yakışır şekilde arkasından. Sonra psikolog olduğunu söyleyen birileri Beki’nin kitaplarının insanların psikolojik sorunlarını arttırabileceğini ve hatta ondan korumaya çalıştığı bazı hastalarının olduğunu yazdı. Ciddi ruhsal sorunları olan insanlar için herhangi bir şey tetikleyici olabilir. Otobüste iki insanın birbirleriyle konuşması, gazetede okuduğu bir haber, seyrettiği bir reklam vs. Bir psikologun  Beki İkala’nın öldürülüşünün ertesi günü bunu yazması her şey bir yana meleklerle temsil edilen dünyadaki bütün iyilik ruhuna ihanetti.

Hayaller dik bir merdiveni çıkarken trabzan kullanmak gibi gerçeğin yüküyle şişmiş bir aklın hafiflemesini sağlarlar. Melekler bu yorgunluğun ve telaşın içinde benim en sevdiğim nefes adacıklarıdır. Herhangi bir tesadüfle resim, fresk, biblo ya da hikaye olarak karşıma çıkmalarını ve çok katmanlı insanlık hikayemizin içindeki arkeolojik izlerini hatırlatmalarını severim. Tıpkı Leonardo, Michelangelo, Lippi, Burne-Jones ve Botticelli’nin meleklerini seyretmeye doyamadığım gibi.

Beki İkala Erikli gibi melekleri seven onların peşinden giden birini daha tanıyorum ve yazdığı kitabı baş ucumda tutuyorum. Gustav Davidson’nun  yazdığı “Melekler Sözlüğü”

Gustav Davidson bir sözlükbilimci ve şair. Kendi ifadesiyle “ edebi bir vakit geçirme aracı olarak melek koleksiyonerliği” ne başlamış ve sonra Beki gibi bu uçucu ve tanrısal bir ışıkla harelenmiş semavi ruhların çekimine kapılarak muhteşem bir melekler sözlüğü hazırlamış. O kitaptan bazı maddeleri hem Beki İkala Erikli’nin hatırası hem de melekleri seven  herkes için paylaşıyorum.

İşte; kutsal kitaplardan, mitolojiden, apokrifal kaynaklardan, edebiyattan, tarihten kısaca insanlığın hikaye okyanusundan damlalıkla toplanmış melek suretlerinden bazıları;

KERUBİLER:  Ad ve kavram açısından Asur ya da Akkad kökenlidir. Akad dilinde “karibu” sözcüğü  “dua eden” ya da “koruyan” anlamındadır. Asur  sanatında Kerubiler insan yüzlü, boğa, sfenks, kartal vb vücutlu muazzam kanatlı yaratıklar şeklinde resmedilmiştir. Genellikle sarayların ve tapınakların girişlerine koruyucu yüce varlıklar olarak yerleştirilirlerdi. Eski Ahit’de (Tekvin 3:24) adları geçen ilk meleklerdir. Ellerinde parlayan kılıçlarla Hayat Bahçesi’ni ve Cenneti korurlar. Çok eski İslam geleneklerinde Kerubilerin Mikail’in müminlerin günahları nedeniyle döktüğü göz yaşlarından yaratıldıkları anlatılır. Haham geleneğinde ve gizli ilimlerde Kerubiler daha çok Tanrı’nın arabalarının sürücüleri ve tahtının taşıyıcılarıdırlar.

NABU:  Yahudi – Hıristiyan başmeleklerinin Babil prototipi. Nabu tanrı olarak Marduk’un oğluydu ve ona hizmet verirdi ve Sümer teozofisinde “ Tanrı’nın meleği “ olarak tanınmıştır. Kaderin Kitabı’nın yazarı olarak simgesi lambadır.Aynı zamanda arşivci meleklerden biridir. Akkad mitinde Nabu, Merkür gezegeni tanrısıydı.

TUBİEL: Küçük kuşların sahiplerine geri dönmeleri için yakarılan bir melek olan Tubiel yaz burçlarını da yönetir.

ZAMAN MELEĞİ: Zaman Meleği yeryüzü ve gökyüzü arasında durur, beyazlar giymiştir, kanatları alev alev yanar ve başında yaldızlı bir hare vardır. Bir ayağı karada bir ayağı denizdedir; doğan güneş alnında ebediyet ve yaşam işareti bırakır.

MURİEL: Haziran ayı meleği ve yengeç burcu yöneticisi. Muriel aynı zamanda Dominations takımı yöneticilerindendir. Güneyden başlayarak yakarılır ve yakarana sihirli bir halı göderebilir. Ayrıca Veguaniel’in emrinde gündüz saat 3 meleği olarak hizmet veren belli başlı meleklerden biridir.

Hayatın bütün fırtınalarına ve insanların bütün zalimliklerine rağmen hiç değilse Tubiel’in küçük kuşları yalnız bırakmamasını diliyorum.

Beki İkala Erikli, Meleklerle Yaşamak, Mona Yayınevi.

Gustave Davidson, Melekler Sözlüğü, Çeviri: İsmail Yerguz. Sel Yayıncılık.