IMG_5693

Hayalet bakıcılığı, şu hayatta titizlikle yapmaya çalıştığım ve kariyerist olduğum tek iş. Böcek bilimcilerden, pulları dökülmüş kraliçelere, eski dansözlerden, kadri bilinmemiş şairlere, asılmış fillerden, goygoyculara kadar uzanan bu kederli ve hülyalı hayaletleri hiç bıkmadan besler, giydirir, her birini tek tek dinler ve uyuturum. Hikayeleri, aşkları, ölüm sebepleri, yaşarken kurdukları hayaller ve kimsenin yüzüne bakmadığı hüsranlarıyla ördükleri bu hayat kozasına her seferinde burnumu dayayarak, daha daha yakından bakmak isterim. Çoğu, bu hayatın hüznünü eğlencesine yeğlemiş ya da kader paylarına pastanın biraz ekşimiş kısmı düşmüş kişilerdir. Bu kılçıklı, tarazlı ve ışıksız kalmış kalabalığa son zamanlarda Walter Benjamin’i de ekledim ve diğer hayaletlerle birlikte olmaktan nasıl mutlu olduğunu gözlerimle gördüm. Eğer aynı zaman dilimi içinde yaşamış ve bir şekilde karşılaşmış olsaydık mutlaka arkadaşlık yapmak isteyeceğim bu tuhaf adam 15 Temmuz 1892’de Berlin’de doğar. En verimli olabilecek yıllarını Nazilerin yükselişe geçtiği 1930’lu yılların Almanya’sında asimile olmuş bir Yahudi ve çağının en önemli Marksist ideologlarından biri olarak geçirir. Adının önüne eklenen edebiyat eleştirmeni, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı gibi jan janlı ve entelektüel etiketlerine rağmen kendini “Satürn yıldızı altında doğmuş kasvetli bir karakter” olarak  tanımlayarak tüm sıfatlarını farkında olmadan tekrar kucaklar.

Yunan mitolojisinde babası Uranüs’ü, annesi Gaia’nın yaptığı tırpanla öldürerek yeni bir çağ başlatan Satürn, babasına yaptığı gibi kendi çocukları tarafından öldürüleceğinden korkarak, doğan bütün çocuklarını yutarak iktidarını korumaya çalışır. Karısı Rhea, doğurduğu çocuklar içinde sadece Zeus’u ondan kurtararak İda dağındaki bir mağarada saklar ve onun yerine Satürn’e yutması için kundağa sarılı bir taş verir. Astrolojide Satürn, belki de yüklendiği bu ağır günahlarından dolayı ölüm meleği ve kaderin gezegeni olarak kabul edilip bu yüzden kendisine “zamanın tanrısı” payesi verilmiştir. Gezegenler hiyerarşisinde Tanrı’ya çıkan yoldaki son eşik olarak kabul edilen Satürn, Arapça’da felek “ çember” anlamındadır.  Tasasız ve şenlikli geçirilen günler için kullanılan “felekten bir gün çalmak” deyimi işte bu karanlık ve kasvetli Tanrı’nın parmağı bulaşmadan geçirilen güzel günlere işaret eder. Astrolojide Satürn, disiplini, zorunluluk ve sorumlulukları, kader karşısında diz çökmemiz gereken evreleri temsil eder. Aristotales’in geniş bir anlam kattığı dört element prensibinde evren ve onun tezahürü olan insan;  ateş, toprak, hava ve su elementlerinden oluşur. Vücuttaki kan, sarı safra, balgam ve kara safra’ya tekabül eden bu dört element aynı zamanda astrolojideki gezegenlerle ilşkilendirilir ve vücuttaki kara safra pıhtısının Satürn gezegeni tarafından yönetildiğine inanılır. Bir Marksist olduğu kadar mistik dünyanın kapılarını da aralamayı seven Walter Benjamin, ilk çağ filozoflarının yaptığı bu tespite sıkı sıkıya sarılarak kendini “Satürn yıldızı altında doğmuş bir adam” olarak tanımlar ve kaderinin tüm talihsizlikleri ile melankolisine ısrarla sahip çıkar.

Neredeyse gençlik resimlerinde bile yaşlı ve kaygılı gözüken Benjamin’i yakın arkadaşı Scholem, hep “ kedere batmış” biri gibiydi diye tarif eder. Bu saptama karşısında Benjamin, modern psikolojinin tüm tanımlamalarını yerine kadim astrolojinin açıklamasına başvurur “ Ben, en yavaş devrimin gerçekleştiği, sapaklarla gecikmelerin gezegeni Satürn yıldızı altında dünyaya geldim melankolikliğim bundandır” diye cevap verir.  Eski haritalar, antika kutular, yelpazeler, şifrelenmiş yazılar, minyatür eşyalar ve kimsenin ilgisini çekmeyen konularda topladığı nadir kitaplar gibi,  XVII. yüzyıl barok oyunları, hikaye anlatıcıları, hırdavatçılar, antikalar, yangın alarmları hakkındaki yazıları da altında doğduğu yıldızın melankolik mizacından izler taşırlar.

Kullanılıp bir kenara atılan bu işe yaramaz döküntülerden, kıyıya itilmiş, çöpe atılmış kültürün tarihini yapar. Kimsenin beğenip istemediği bu eski oyuncaklar, kar küreleri, tiyatro biletleri ve madalyonlar, ancak küçük parçalardan oluşabilen sahici bir tarihin nesneleridir onun için.

En büyük aşkı 1926 yılında tanıştığı ve “Moskova Günlüğü” adlı kitabını ithaf ettiği bolşevik eğitimci Asja Lacis’tir. Benjamin, bu kitabında, psikolojik sorunları nedeniyle hastaneye yatan Asja’yı görmek için gittiği Moskova’daki günlerini büyük bir içtenlikle anlatır.  Stalin döneminin özel hayatı buldozer gibi ezip geçtiği ve tamamen kendine has, kaba ve baskıcı bir kültürel politika ürettiği dönemlerdir bunlar. Komünist Partisi’ne katılmaz ama Asja aracılığı ile komünistlerle ilişki kurar ve toplantılarına katılır. Asja, birlikte geçirdikleri bu iki ayla ilgili Benjamin’in ona sürekli gördüğü rüyalardan bahsetmesini  büyük bir hayretle anlatır. Ona göre Komünist Parti’ye bu kadar yakın duran, böylesi aydınlanmış bir adamın rüyalardan bahsetmesi ve onları kirletmemek için  “tok karnına” anlatmak gibi tuhaf ritüellere başvurması olacak iş değildir. Ama Benjamin gibi kendi girdabı içinde hiç durmadan dönenler için rüyalar da sokaklar gibi keşfedilmeyi bekleyen labirentlerdir. Asja, “Satürn yıldızı altında doğmuş” ve sırf bu yüzden kederle lanetlenmiş bu adama istediği yakınlığı veremez, ayrılırlar ve Benjamin Almanya’ya döner.  1933 yılında Nasyonel Sosyalistlerin baskılarından bunalarak siyasi sürgün olarak Fransa’ya gider.. Kendi gibi bir yahudi olan ve Naziler tarafından bütün resimleri müzelerden çıkarılan Klee ile yolları tam bu zamanda kesişir. Musevi ikonografisinde özel bir öeneme sahip olan “melek” figürü üzerine bir dizi resim yapan Klee’nin “Angelus Novus” isimli suluboya meleğini görür görmez etkilenen Benjamin bu küçük boyutlu tabloyu alır ve ölene kadar her gittiği yere yanında götürür. Benjamin’e göre kanatlarını ve gözlerini acı çeker gibi açmış bu melek İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesindeki tüm yıkıcılığı gören bir “sis çanıdır”. Tarih Üzerine Tezler’i yazarken sosyolojik bir imge gibi kullandığı  bu melek Benjamin için ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek için çırpınan “Tarih Meleği”dir.

Tarih Kavramı Üzerine Tezler’i yazdıktan sonra 1939 yılında Alman vatandaşlığından çıkarılır ve Almanların Fransa’yı işgal etmesinin ardından evi Gestapo tarafından basılır. Satürn’ün zorlu ödevleri ve taşlaşmış kötümserliği altında kedere batmış kırk sekiz yıl geçiren Benjamin için artık son yaklaşmıştır. Karekterine uygun bir melankoli ve yavaşlıkla Fransa’nın güneyindeki Portbou kentine kaçar. Amacı buradan gemiyle Portekiz’e geçip oradan Amerika’ya gitmektir.25 Eylül’de kaçışı beraber gerçekleştirecekleri grupla Portbou’ya geldiklerinde bir gün öncesine kadar açık olan sınırın kapatıldığını öğrenir. Satürn yıldızı altında doğan tüm talihsizler gibi hayatı boyunca umutsuzluk ve kötümserlik konulu ödev yapmak zorunda kalan Benjamin bu son sınava girmek istemez ve o gece intihar eder. Ertesi gün sınır kapısı açılmış ve tüm grup Amerika’ya gitmek üzere Portekiz’e giden gemiye binmiştir.

Şefkatli ve meraklı bir hayalet bakıcısı olarak Benjamin’in astrolojiye duyduğu ilgiye hürmet ederek yıldız haritasına da baktım ve hayatının hüzünlü izlerini orada da takip ettim. Peşini hiç bırakmayan Satürn natal haritasında, melankoli ve depresyon getiren 6. Evde ve Başak burcunun soğuk, kuru iklimiyle uyum içinde. Güney ay düğümü de bu boğucu atmosferin eşlikçisi olarak, kötücül ölüm ve iyi şeylerin kaybını temsil edeceği 8. Evdeki Akrep burcuna yerleşmiş. Astrolojide 6, 8, ve 12. Evden kaynaklanan ve içine Mars’la   Satürn’ü alan açılar yaşamsal enerjilerin akıcı ve hızlı biçimde akmasına izin veren açılardır. Tıpkı 25 Eylül 1940 akşamı Portbou’da olduğu gibi. Benjamin ölürken her zaman olduğu gibi Angelus Novus yanındadır ve fırtınaya tutulmuş kanatları ve kederden taşlaşmış ağzı sonuna kadar açıktır. Bir tarihe; Satürn yıldızı altında kedere batmış bir faninin ölüme şahitlik ediyordur.

* Satürn bir gezegen olmasına rağmen Walter Benjamin tarafından “yıldız” olarak adlandırıldığı için yazı içinde öyle kullanılmıştır.

Satürn Yıldızı Altında, Susan Sontag, Çeviri: Osman Akbay, Agora Kitaplığı.

Son Bakışta Aşk, Yayına Hazırlayan : Nurdan Gürbilek, Metis Yayınları.

Moskova Günlüğü, Walter Benjamin, Çeviri: Cemal Ener, Metis Yayınları.

Göklerin Bilgeliği, R. Hakan Kırkoğlu, Doğan Kitap.