IMG_2087

Dünyanın olduğu kadar romanın da gerçek kahramanlara ihtiyacı var. Hatta belki gerçek hayattan daha çok kurmacanın ihtiyacıdır gerçek kahramanlar. En son Dan Brown’nun “Cehennem”ini sırf bu yüzden yarısına kadar zorla ittirmiş, yavan bir lokmaya dönüşünce pes deyip bırakmıştım. Şimdi yerimden kalkıp neydi o kadar canımı sıkan kahramanların adı diye bakmaya üşenecek kadar soğumuşum kitaptan. Sebep gerçek bir kahramanının olamamasıydı. Kadın kahraman hem süper zeka, hem dövüş sanatlarında usta falandı. Sevememiş, zorla hayatınıza girmeye çalışan ego arsızı kadın arkadaş muamelesi çekip kütüphanemin kara deliğine postalamıştım.

Böyle adamlar, kadınlar var aslında hayatta, olamadıkları bir şeyin karikatürü olmak için sonsuz bir çaba harcayan, ne kadar iyi, ne kadar güzel, aman da ne kadar yetekli olduklarını anlatmak için sonsuz bir enerjiyle kendilerini anlatıp duran insan replikaları…Uzak durmak lazım böylelerinden, hem burada, hem kurmacanın sayfalarında.

Berna özlediğim gerçek kahramanlardan. Yirmi kilo fazlası var, kocası tarafından terk edilmiş, içkiye zaafı olan, heyecanlanınca koltuk altları terleyen ve olmadık zamanlarda çişi gelen gerçek insanlardan. Çevirmenlik ve annesinin zorlamasıyla ara sıra tur rehberliği yapıyor. Güçlü bir mizah duygusu ve hepimize zorla pazarlanan bu tuhaf hayata karşı tereddütleri var. Dedektifliğe yine bu zorla yaptığı tur rehberliği sırasında işlenen bir cinayetle kazara bulaşıyor ve önceleri hiç istemese de hayatının tam orta yerine düşen bu sevimsiz cinayeti merak duygusunun yardımıyla çözüveriyor.

Merak duygusu ve dikkati, çocuksu bir tedirginliğin işaretleri olarak görürüm. Başkalarının hayatlarına kendilerinki kadar önem veren, kabuğu ince insanların korunma refleksi olarak geliştirdikleri bu iki özellik Berna’nın kişiliğinin en sevimli zaafları olarak hem cinayeti çözdürüyor hem de bize Berna’yı sevdiriyor.

Ben Berna’ya aşık olacak bir adam bekledim aslında bütün kitap boyunca, hatta bir ara Berna’yı sürekli yanında gezdiren komiserden bile kuşkulandım ama …olmadı. Aslında hayat koordinatları olarak genel kabullerin dışında çizilmiş böyle bir kahramana deli divane aşık bir adam çok yakışırdı. Sadece zayıf ve başarılı insanların değil kiloların ve merkezin dışındaki hayatların da esmeli, köpürmeli aşklara ihtiyacı vardır ve bence onlara diğerlerinden daha da çok yakışır. Belki Berna’nın maceraları devam eder ve karşısına  böyle bir aşk çıkar.

Kapalı Çarşı Cinayeti, Esra Türekul’un ilk romanı. Girift bir cinayet örgüsü ve gizem dolu bir atmosfer beklemeyen, benim gibi hayatta ve kurmacada gerçek insanlarla hasbihale meraklı bir okursanız hem Berna’yı hem Kapalı Çarşı Cinayeti’ni sevebilirsiniz. Kitabı almamla okumam arasında geçen süre o kadar kısa ve Berna o kadar gerçekti ki Caddebostan’daki dairelerine uğrayıp ortak yaptığımız bir diyet listesine kola ve kadınbudu köfteler eşliğinde beraber ihanet etmek istedim. Önümde koca bir kase kuruyemiş ve  dört bardak karanfilli çay eşliğinde okuduğum kitap bittiğinde Merve en sinir olduğum insanlar sıralamasında ilk beşin içinde çoktan yerini almıştı.

Kapalı Çarşı Cinayeti, Esra Türekul, Esen Kitap