IMG_2103

Ayasofya’daki Zoe mozaiği onu sarışın ve güzel bir imparatoriçe olarak gösterirken, dönemi ile ilgili yazan tarihçiler bize onun hırslarından, ardı ardına yaptığı evliliklerinden ve entrikalarından bahseder.

Amcası “Bulgar Kıran” lakaplı Basileios evlenmeden ve hiç çocuk sahibi olmadan ölünce yerine kardeşi Konstantinos geçer. Konstantinos’un üç kızı vardır Evdoksia, Zoe ve Teodora. Ancak tahta çıktığında 65 yaşında olan ve imparator olarak sayılı günleri kalan Konstantinos ölünce yerine oğlu olmadığı için üç kızından biri geçecek ve eş olarak seçecekleri kişi Bizans imparatoru olarak tahta çıkacaktır. Aslında güzel Zoe’nin hikayesi burada başlar.

1028 yılında Bizans’ta bir kadın soylu kandan da gelse tek başına imparatorluğu  yönetemezdi. Evleneceği ya da evlatlık olarak nüfusuna alacağı bir erkek sayesinde imparatorluk idaresinde söz sahibi olabilirdi.

Tam olarak Zoe’nin hikayesini aradan geçen bunca zaman sonra bu güzergahtan okuyabiliriz. Babası henüz ölmeden yerine geçecek varisi kararlaştıracağı zaman elinde üç kızından başka bir seçenek yoktu. Büyük kızı Evdoksia çiçek hastalığı yüzünden güzelliğini kaybettiğine inanarak bir manastıra kapanmıştı. Zoe ve Thedora ancak evlenerek tahta varis olabilirlerdi. Konstantin ölmeden önce Zoe’ye bu kararını bildirdi ve damat adayı olarak o zamanlar 6o yaşını süren Romanos Argyros’u uygun buldu. Uzun süredir evli olan Romanos karısından boşanacak ve Zoe ile evlenerek Konstantinos’un ölümü halinde Bizans İmparatoru olarak tahta çıkacaktı.

Her şey Bizans Sarayı’nın çok entrika görmüş geçirmiş odalarında konuşulup karara bağlandı. Romanos boşandı, karısı saçları tıraş edilerek manastıra yollandı ve taze damatta! geleceğin Bizans imparatoru olarak Zoe ile evlendi. Görünüşte Romanos’un karısı dışında bu evlilikten hepsi karlı çıkmıştı. Konstantinos kendinden sonra gelecek imparatoru kendi eliyle seçmiş, Zoe’nin imparatoriçe olarak tahta çıkması kesinleşmiş, Romanos’a da  durup dururken taht yolu açılmıştı.

Zoe tüm bu kararların alındığı ve uygulandığı sırada 50 yaşlarına yaklaşmış, bütün hayatı sarayda geçmiş, harem entrikalarının ve insan idaresinin tüm inceliklerine sahip en büyük ilgi alanı parfüm ve kokulu yağlar üretmek olan bir kadındı.

Zoe ile Romanos’un evliliklerinden çok kısa bir süre sonra Konstantin ölünce. 1028 yılında Romanos ve Zoe birlikte taç giydiler. Burada her ne kadar Zoe tahtın asıl sahibi ve VIII.Konstantin’in yasal varisi olsa da İmparator olarak kabul görenin kocası sıfatıyla Romanos olduğunu unutmamamız gerekiyor. Yani eğer Zoe  bu evliliği kabul etmemiş olsa biz ne onun Bizans tarihinde bıraktığı izden, ne evliliklerinden, ne de entrikalarından söz edebiliyor olacaktık. Adeta Zoe döneminin bütün kadınları gibi bizim için görünmez olacaktı.

Zoe’nin bu ilk evliliğinde kendini güvenceye almak için dönemin tüm tıbbi imkanlarını kullanarak çocuk sahibi olmaya çalıştığını, bunlar yetmeyince iksirlere, büyücülere başvurduğunu ama ilerlemiş yaşının ona bu olanağı tanımadığını dönemin tarihçileri vasıtasıyla biliyoruz. Eğer bir oğlu olmuş olsaydı belki bunca yıl sonra bize cinsellik düşkünü hırslı imparatoriçe olarak yansıyan portresi başka türlü çizilecekti.

İlk kocası Romanos’un imparator olduktan sonra değişen tutumu, Zoe’yi  hazineden uzaklaştırması ve üzerinde baskı oluşturması hem bu evliliğin hem de Romanos’un sonunu hazırlayacaktır. Önce yavaş yavaş zehirlenir, günden güne güçten düşer, iştahı kesilir ancak ölümü gecikince daha hızlı bir yol bulunur hamamda hadımlara boğdurulur.

Bundan sonra Zoe 1050 yılında ki ölümüne kadar iki kez daha evlenecek, bir kez de evlat edinme vasıtasıyla tahtadaki yerini korumaya çalışacaktır.

Bütün bu entrikalar, evlilikler, zehirler ve büyüler Zoe için hayatta kalma refleksinin bir parçasıydı. Bir kocası olmadan tahta çıkamıyor bir kocası olunca da  iktidardan uzaklaştırılıyordu. Kısa bir süre kız kardeşi Teodora ile birlikte Bizans Tahtı’nda oldukları dönemi saymazsak gerçekte tahtın asıl sahibi olmasına rağmen tahtını hep bir erkekle paylaşmak zorunda kalmıştı.

Son kocası, babası ile aynı adı taşıyan Konstantinos genç metresi Maria’yı saraya yerleştirdiğinde metresi ile bitişik odayı paylaşmak zorunda kalışı bile ilerlemiş yaşına rağmen incitici ve kabullenilmesi zor bir durumdu. 70 yaşındaki kadınların da bir kalpleri olduğu herkesin malumu ancak tarihin o döneminde tahtın yasal varisi olarak kendinden bekleneni eksiksiz olarak yerine getirdiğini, her tür olumsuz koşulda keskin zekasını kullanabilme becerisini gösterdiğini, imparatorluğun huzurla devamı için seks düşkünü olarak anılmaya bile razı olduğunu söyleyebiliriz. Söz sahibi olabildiği,iktidarı ve kanunları kullanabildiği durumlardaki adilliği ve o dönemde çokça görülen saray unvanlarının ve görevlerinin gelişi güzel dağıtılmasına rağbet göstermemesi ve cömertliği ne yazık ki “erkek düşkünü imparatoriçe” olarak anılmasını engelleyememiştir.

Yaptığı tüm entrikalara rağmen, sapabileceği başka yol bırakılmayan bir kadın olarak sadece evliliklerinin gölgesinde anılmasına gönlüm razı olmadı. Ayasofya’daki mozaiğine bir de bu gözle bakalım. Bence Zoe bunu hak ediyor.