IMG_6168

Yatağımın başucunda yıllar içinde yükselmiş kıymetli bir kule vardır. Kedilerimin biz uyurken üstünde yer kapmak için büyük bir mücadele verdikleri bu geniş ve yüksek kule masal ve mitoloji kitaplarından oluşur. Bazan evdeki büyük temizliklerden sonra içime giren bir vandal hiç acımadan o kuleyi bir çırpıda dağıtır ve sayfalardan yükselen sızlanmalara aldırmadan her birini kütüphanenin sınıflandırılmış bölmelerine tıkar. Sonra bir bakarım çok kısa bir zaman içinde hepsi aynı sırayla başucuma dizilmişler. Bu sıranın değişmez birincisi ve rüya ebesi Metin And’ın “Minyatürlerle Osmanlı İslam Mitolojisi” adlı muhteşem kitabıdır. Bu kitabı özellikle çok yorgun olduğum akşamlar sadece resimlerine bakıp sakinleşmek, uykuya giden uzun yolu bir çırpıda katetmek için, bazı akşamlar ise içindeki mesellerle hayallenmek için kucaklarım. Kitap yıllar içinde üstünde uyuya kalmaktan, ağzı açık bırakılmaktan ve iki uzun deniz tatilinden iç sayfalarının büyük kısmında yıpranma ve dış kapağının sağ alt köşesinden boydan boya yırtılma ile çıkabilmişti. Ama önceki akşam bol köpüklü üçü bir arada’nın gök cisimleri bölümünün 339. sayfasına dökülmesiyle ıslak ve yapışkanlı bir hale de geldi. Yeti’nin “sana doğum gününde yenisini alırım, okunacak hali kalmamış artık bunun” demesine rağmen arap sabunlu nemli bezle kahvenin dökülüp yapıştırdığı sayfaları sildim, aralarına kurutma kağıdı serdim ve uçlarını mandallayarak balkonda kuruttum. Anladım ki ben bu kitaptan vazgeçemem.

“Minyatürlerle Osmanlı – İslam Mitolojisi”ni benim için vaz geçilmez yapan şeylerin başında içindeki eşsiz minyatürler gelir. Bazan renkleriyle sarhoş olup bu minyatürleri bi koşu taratıp başucuma asmayı bile düşünürüm.

Kitabın hemen başındaki önsözde Metin And, minyatürler konusunda bir hazine olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki zengin kaynaklardan söz eder ama hemen ardından da bu minyatürlere ulaşmak için girdiği zahmetli yolculuğu anlatır. Ne yazık ki  minyatürlerin konuları ve sınıflandırmaları ile ilgili bir katalog henüz oluşturulmamıştır.

And’ın büyük bir emekle neredeyse kılı kırk yararak hazırladığı bu mitolojide “Acaibü’l – Mahlukat ve Garaibü’l – Mevcuat”, “Ahval-ı Kıyamet”, “Zübdet’üt- Kıyamet”, “Surname-i Hümayun” gibi otuz’un üstünde yazmanın minyatürleri, Etnografya Müzesi, British Museum, Süleymaniye Kütüphanesi gibi on sekiz ayrı kütüphaneden derlenerek bu muhteşem kitaba girmişler.

Kitap neredeyse küçük ölçekli bir mitoloji sözlüğü olabilecek bir giriş bölümünden sonra Yaratılış Efsaneleri ile başlayıp, Mahşer ve Ahiret, Mitologya Yaratıkları, Klasik Aşk Hikayeleri ile devam eden sekiz bölüme ayrılmış.

Başucu kulemin yıldızı ve rüya ebesi olan kitabın benim için güzeller güzeli kraliçesi V. Bölüm olan ve tam da nazara gelip kahvemi döktüğüm; “ Gök Cisimleri Mitologyası” bölümü, en hoşuma giden sayfa ise Cevza (ikizler) burcunun anlatıldığı 338. sayfadır;

“ Bir adı da “ Burc-ı dü-peyker”dir. Yükseklik ve yücelikle anılır. İçinde on sekiz, dışında yedi yıldız vardır. Bunlar birbirlerine sarılmış iki çocuk gibi görüldüklerinden birine “Tev’em-i mukaddem” ötekine “Tev’em-i muahhar” denilir. Bunlar eski Yunan mitologyasındaki Leda’nın ikizleri Kastor ve Polydeuskes’tir. Bunun yukarısındaki parlak yıldıza  Zira’-i mebsut denir. Kamer, Cevza burcuna girince haber göndermek, mektup yazmak, şiir okumak ve vezir görmek iyidir.”

Cevza’nın yönetici gezegeni Utarit ise ilerleyen sayfalarda beyaz elbisesiyle, dokumacılık, nakkaşlık, ressamlık gibi uygulamalı sanatların koruyucusu olarak karşımıza çıkar.

Vakvak ağacından, Saba melikesi Belkıs’a, Ashab-ı Kehf’den, Yecüc- Mecüc’e kadar son derece zengin ve renkli bir İslam mitolojisi sunan kitap, İslam’ın etrafını bir koza gibi saran sedeften hareyi, havasız ve sıkışık bir ortamdan çıkarıp hayalhanemizin baş köşesine yerleştiriyor.

Bu güzel kitap için kendisi de Cevza burcu olan Metin And’ı çoktan yerleştiğini umduğum en güzel ve en mavi yıldıza bakarak sevgiyle selamlıyorum.

“Minyatürlerle Osmanlı – İslam Mitologyası”, Metin And, YKY.