IMG_2161

Çoktandır peşine düştüğüm, uğradığım her sahafta sorduğum bir kitap var, daha doğrusu üç ciltlik bir ansiklopedi bu. Yaklaşık iki senedir, baskısı artık tükenmiş olan bu küçük hazinenin peşindeyim. Geçen hafta başında yaklaşık bir senedir haftada bir buluşup çılgın bir zevkle scrabble oynadığımız dört kişilik ekibimize o haftaki kitap isteğimin işte bu ansiklopedi olduğunu, baskısının artık tükendiğini ama eğer kazanırsam iki gün içinde onu bana bulmalarının boyunlarının borcu olduğunu söyledim. Ve çok tuhaftır ki son çektiğim iki taşla “Gömü” yazarak oyunu kazandım. Mehmet Zeki Pakalın’ın “ Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü” üç gün sonra en az arkadaşlarımın kendileri kadar güzel bir paketle kucağıma bırakıldı. Pembe bir mulaj kağıdına sarılmıştı ve kurdelesinin ucundan üç adet simsiyah karga tüyü sallanıyordu. Akıllı ve güzel kargalar “Gömü”mü bulup bana getirmişlerdi.

O günden beri neredeyse koyun koyuna uyuduğumuz bu kıymetli ansiklopediden çok kullanılan, ama anlamı pek bilinmeyen ilginç bir grubu hayalet bakıcısının merhametli kollarına bırakmak istedim….

GOYGOYCULAR; “ Şehzade Camii tetümmatından imaret karşısında “Tabhane” denilen vakıf binada oturan ekserisi Anadolulu, iki gözden mahrum körler, muharrem ayının girmesiyle beraber önlerinde açık gözlü bir topal yahut çolak bir yedekçi olduğu halde birbirlerinden birer adım geri olmak üzere öndekinin ya sol omuzuna yahut değneğine tutunmak suretiyle altışar kişilik gruplar halinde şehrin muhtelif köşelerine dağılırlardı.

Kıyafetleri ince yemeni sarıklı ve beyaz cüppeli, ellerinde uzun asâlar ile bir örnek giyinmiş olan bu körlerin omuzlarında ortasından bölünmüş iki taraflı ve iki ağızlı birer torba bulunurdu. Altışar kişi olmalarının sebebi her birinin omuzundaki torbadan iki ucunun biri önde biri arkada olarak ikişerden on iki torba taşıyabilmeleri ve bunun da on iki imamı işaret etmesiydi.

Muharrem ayının ilk gününden itibaren sokak sokak dolaşan bu dilenciler her evin kapısı önünde bir halka teşkil ederek içlerinden biri:

“Kerbelanın yazıları, Şehit olmuş Gazileri, Fatma ana kuzuları Hasan ile Hüseyin’dir, Kerbelenın ta içinde, Nur balkır siyah saçında, Yatar al kanlar içinde, Hasan ile Hüseyin’dir.” diye müessir sözlü bir ilâhi okur, her her mısranın sonunda ötekiler “hoyyy……goygoy canım..” derlerdi. Kapı açılıpta para yahut aşure harcı uzatılırsa artık ilâhinin alt tarafı okunmaz, duaya başlanırdı. Yedekçi, verilen şey her ne ise alır, ona mahsus torbayı taşıyanın torbasına boşaltıp kabını geri verirdi.

Goygoycular topladıkları hare (malzeme, harç) ile Şehzadebaşı’ndaki yerlerinde aşure pişirerek hem kendileri yerler, hem de lâzım gelenlere ve münacaat edenlere verirlerdi.”

Muharrem ayı itibariyle matem hissini de ifade eden bu âmalar gezintisi Kerbelâ kederinden ilham alarak gelişmiş ve içlerinden birinin okuduğu ilâhinin her mısranın sonunda ötekiler de “ hoy..goygoy canım” dedikleri için uzun yıllar goygoycular diye anılmışlardır. Sonraları Sünnî İslam jargonunun dışındaki pek çok dinî terim gibi anlam kirlenmesine uğrayıp “yağ çeken dalkavuklar için” kullanılır olmuştur. İştahlı bir çenenin önüne ne gelirse öğüttüğü sistemden Kerbelanın kederiyle ağlayan goygoycular da nasiplenmiş ve unutulup gitmişlerdir..

Hayalet bakıcısı geçmişten gelen dua mırıltılarını duyduğu bu kederli âmaların önündeki topal yedek olarak bu hafta onları sımsıkı kucaklamak istedi..

“ Gökte melek, yerde her can ağladı,

Heyyy kaygulu canım

Hoyy.. goygoy canım”

“ Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü”, Mehmet Zeki Pakalın, “Goygoycular mad., 1983: Milli Eğitim Basımevi, C.I., s. 673.

Kapak görseli: Mehmet Siyahkalem.