IMG_0668

Az evvel buradaydılar,  hemen şuracıkta. Bakın kokuları bile burada hâlâ. Şimdi yoklar. Gökyüzüne karışan buhar gibi hayatlarımızdan süzülüp  gittiler.

Artık kayıplar. Hayattalar belki ama hayatlarımıza değmiyorlar. Arayacağımız telefon numaraları, çalacağımız kapıları, bir kağıda özenle yazıp koynumuzda taşıyacağımız adresleri, içimize çektiğimiz kokuları yok.

Bir türlü eşlenemeyen çorap tekleri gibi kederli bir yarım onlarsız hayatımız. Kaybolduklarından bu yana biz de yokuz artık, gömülmeyi bekleyen bir ağırlıktan ibaret artık bedenimiz. Eşlikçisini kaybetmiş bir kalbin ritmine ayarlanamıyor hiç bir saat.

Kayboldular. Kucağımızdan, koynumuzdan, yatağımızdan gittiler. Bulunsalar bile bir gün, kaybettiğimizdeki kokuları silinmiş olacak artık tenlerinden.

Arnold, Çekimov ve Martin üç kayıp hikayesi, üç kader; Kurmacayla hayatın tekinsiz uyumumundan payıma düşenler.

İlki Arnold’un hikayesi; II. Dünya savaşında  kaybolan binlerce çocuktan biri. Çığlıkların, silahların, yalvarışların arasında beyaz battaniyesine sarılı başka bir kucağa teslim edildi, sonra… sonra kayboldu. Sonra hasret, sonra utanç, sonra kıskançlık, sonra umut, sonra Antropoloji Enstitüsü doldurmaya çalıştı bıraktığı boşluğu.

Topu topu yedi kiloluk pembe beyaz bir bedenin kucakta bıraktığı süt kokulu boşluğu resmi kağıtlara buzdan kalemlerle yazılmış rakamlar doldurmaya çalıştı. Çene açısı, kulak eni, kafatası ölçümleriyle gitgide soğudu. Artık hiç bir çocuk o kucakta ısınamaz.

Arnold, kayboluşundan  yıllar sonra 2307 numaralı çocuk  olarak geri geldiğinde sadece numarası vardı battaniyesi yoktu, süt kokusu yoktu, ondan kalan tek resme ilişmiş gülücükleri yoktu. Uzak, buğulu bir camdan sızan ürperteci benzerliği vardı yalnız. Artık sevilemeyecek bir benzerlik hepsi bu. Sadece bu.

Çağdaş Alman edebiyatının en önemli isimlerinden Hans-Ulrich Treichel tarafındandan yazılan “Kaybolan” hikayesiyle olduğu kadar dili ve atmosferiyle de soğuk metalik bir toplumsal parçalanışı ve onun içinde savrulan karakterleri anlatıyor. Ben kitap bittiğinde ağzımda paslı bir tat ve kalbimde kağıt kesiği gibi incecik bir sızıyla kalakaldım.

İkinci kayıp hikayesi XVI.yüzyıldan. Adı Martin Guerre. Fransa’nın Languedoc köyünde ansızın ortadan kaybolur ve tam 12 yıl sonra Bertrande’nin ona ördüğü çorapları giymek ve tarlalarını sürmek için hiçbir şey olmamış gibi geri döner. Dönen, kaybolan Martin midir? Yoksa Bertrande’nin küskün, silik bir hatıra olarak sakladığı eski Martin’ in hayatına göz koymuş bir sahtekar mıdır?

XVI. yüzyılın en ünlü davalarından biri olan ve yaklaşık beşyüz yıl sonra Natalie Zemon Davis tarafından yeniden kurgulanan bu hikaye, Bask arşivlerinde yapılan uzun çalışmalara dayanan sağlam arka planı ile XVI. Yüzyıl’ın toplumsal, ahlaki ve ekonomik yapısını bütün canlılığı ile yansıtırken kaybolanın dönüşünde yaşanan duygusal tahribatı ve kaybolanla dönenin aynı kişiler olmaları halinde bile geçmişle bugün arasındaki hiç kapanmayacak mesafeyi alçakgönüllü bir dille anlatıyor.

Kitabın bittiği ama sorularının henüz sıcak bir lehim gibi kafamda çakılı durduğu zamanlarda, Başretdin Çekimov’un hikayesiyle karşılaştım. Henüz edebi kurgusu yapılmamış bu gerçek hikaye, kaybolanla bulunanın ya da dönenin hemen hiçbir zaman aynı insanlar olamayacağına dair öyle güçlü bir hikaye anlatıyordu ki…Gazetelerde yer alan Çekimov’un bakışları bile hayatın ve bütün hikayelerin gerçek sahibi zamanı işaret ediyordu.

Çekimov, 1980’li yıllarda SovyetOrdusu’nda görevli topçu subayıdır. Sovyetler  Birliği’nin Afganistan’ı işgali sırasında yaşanan bir çatışmada ağır yaralanır ve izi Rus ordusu tarafından kaybedilir.

33 yıl sonra savaşlarda kaybolmuş askerleri arayan ve aileleri ile buluşturmaya çalışan uluslararası bir komite tarafından bulunduğunda aslında kayıp olmadığı anlaşılır. Bambaşka bir hayat kurmuş, Rusçayı unutmuş, adını değiştirmiş ve mesleği olan askerliği bırakmıştır.

Artık adı Şeyh Ahmet, mesleği ise aktarlıktır. Afgan bir kadınla evlenmiş yeni bir aile kurmuş, Rusçayı 33 seneden bu yana hiç konuşmamış, eski dilini de geçmişi gibi bir daha hiç güneş görmeyecek bir kuyuya gömmüştür. Tıpkı Martin gibi kayboluşunun üzerinden geçen zamanda başka biri olmuştur. Aranan da, özlenen de, bulunan da aslında hiç kaybolmamış olan başkasıdır.

1992 yılında kurulduğundan bu yana  Çekimov dahil 31 askere ulaşan “Kayıp Askerler Komitesi “ halen 263 kayıp askere ulaşmaya çalışıyor. Bulduklarının hiçbir zaman kaybolan olamayacağını, her hikayede yeniden öğrenerek devam edecekler aramaya..

“Kaybolan”, Hans- Ulrıch Treıchel, Çeviri: Tanıl Bora, Ayrıntı Yayınları.

“Martin Guerre Döndü mü?” Natalie Zemon Davis, Çeviri: Pınar Kalkanlı, Yeni İnsan Yayınevi.