IMG_2291

“Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi?

Bir renk değildir mavi huydur bende” E.Cansever.

Mavi, antik Roma’dan erken ortaçağa kadar en suskun kalan renklerden biridir. Keltler ve Germenlerin çivitotu kullanarak maviye boyadığı günlük giysiler, uzun bir zaman mavi rengin barbar mirası olarak algılanmasına sebep olur. XII. yüzyıla kadar yeşil ve kırmızı özellikle zengin ve soylu kesim arasında bir asalet simgesi olarak güçlenirken mavi sadece köylüler ve aşağı tabakadan kişilerce giyilir. Mavinin renkler hiyerarşisindeki yetimliği Hıristiyan simgeceliğinde de uzun bir süre devam eder. Saflığın ve ışığın rengi olarak kabul edilen beyaz hemen bütün ayinlerin en çok kullanılan rengidir.

1200’lü yılların başında ise mavi yavaş yavaş şeytanın bacağını kırarak donuk ve grimsi zarını çıkarıp parlak ışığına kavuşmaya başlar. Boya elde etme teknikleri ilerlemiş, çivitotu tarımında yeni teknikler geliştirilmiştir. 1230 yılında Fransa’da mavi ayrıcalıklı olmamın bir işareti sayılmaya başlamıştır. Kraliçe Blanche, Paris’teki dokumacıların sadece iki tanesine mavi kullanma izni verir.

“ Paris’te dokumacılık yapan herhangi biri, ticarethanesinde çivit rengi dışındaki tüm renklere boyayabilir. Ancak yalnızca iki ticarethanede çivitle boyama yapılabilir. Çünkü Kraliçe Blanche, Tanrı onu korusun, dokumacıların yalnızca iki yerde hem boyacılık hem dokumacılık yapmasına izin vermiştir. Çivitle boyama yapan dokumacının ölümü halinde, kralın başyargıcı, dokumacı ustalarının önerisiyle, ölen kişinin yerine aynı ustalığa sahip bir başka dokumacı getirir.”

Ortaçağın sonuna doğru ise mavi kendi sevdalılarını yaratmaya başlar. Meryem’in ikonografik rengi, kraliyet onurunun simgesi, soyluluğun ve sevincin işareti olarak kabul görmeye başlar. Antikçağ’ın beyaz, kırmızı ve koyu renkten oluşan üç kutuplu renk sistemi çökmeye başlamıştır. Kırmızı şapkalı kız, siyahlar giymiş büyükannesine bir kova dolusu süt götürürken ya da siyah giyinmiş bir cadı karbeyaz teni olan bir kıza kıpkırmızı bir elma verirken Meryem, birden bire mavi harmanisiyle ortaya çıkar ve renklerle işaretlenmiş bu üç kutupluluğu yerle bir eder.

Mavinin, Meryem’in saflığını ve bakireliğini vurgulayan mütevazı tonu XVII. yüzyılda  Prusya Mavisi pigmentlerinin tesadüfen bulunmasıyla yerini parlak, göz kamaştırıcı bir maviye bırakır. Mavinin, neredeyse hayatın bütün duygularına karşılık gelen bir tonu vardır artık. Hüzün ve aşk Werther mavisiyle, tutku ve ihtiras lapis lazuli mavisiyle ve melankoli siyahla karışmış maviyle ifade edilir.

Romantizm maviyi o kadar çok sevmiştir ki Peri Masallarına “Mavi Masallar”, ulaşılmaz hayallere ise “ Mavi Kuş” adı verilir. 1765 yılına gelindiğinde boyacıların ürettikleri maviyi adlandırmak için yirmi dört tane terimleri vardır artık. 1900’lü yılların sonunda ise “en sevilen renk” yoklamalarında mavi açık ara öndedir artık….

En sevdiğim renk sonunda tahtına kavuşmuştur!

Dün kaşkol ve bere örmek için beş yumak “unutma beni çiçeği mavisi” yün aldım. Parisli üreticilerinin lugatındaki maviler içinde  “unutma beni çiçeği mavisi” nin hiç olmayışını da avunmak isteyen kadınlara karşı yapılmış büyük bir haksızlık olarak Mavi’nin tarihine not düştüm.

Örgü örmek rahatlatır, sevdiğine bir şey örmek mutluluk verir maviyi okumaksa huzur…

Mavi: Bir rengin Tarihi, Mıchel Pastoureau, Çeviren; İnci Malak Uysal, İmge Kitabevi.