IMG_2275

Gökyüzü yalnız binlerce ışıltılı kandiliyle değil hikayeleriyle de büyüleyicidir. Bütün takım yıldızların ve gezegenlerin mitoloji ile örülü hikayeleri ve adları varken, içlerinde yalnız Uranüs diğerlerinden farklıdır, biriciktir. Sadece bulunuş hikayesiyle değil uydularına verilen isimlerle de en gönül çelici olandır. Besteci William Herschel tarafından 1781 yılında evinin arka bahçesinde kurduğu gözlemevinde keşfedilmiştir. İyi bir müzisyen olduğu kadar tutkulu bir gökyüzü sevdalısı da olan Herschel, Uranüs’ü keşfettiğinde henüz Fransız devrimi olmamıştı ama Uranüs, keşfiyle bu büyük devrimi müjdeliyecekti.

Astrolojide “büyük kurtarıcı” adıyla anılan Uranüs, Fransız devriminin özgürlük, eşitlik, ve kardeşlik temalarını temsil eder. Endüstri Devrimi ve Amerikan Özgürlük Savaşı da Uranüs’ün keşfinin ardından gelen büyük dönüşümler olduğu için Uranüs, bağımsızlık sevdasına kanat geren gezegen olarak bilinir.

Kişinin natal haritasında Uranüs hangi evde bulunuyorsa orada başkaldıran, bağımsızlık için uğuldayan sert, sıra dışı bir rüzgar esiyor demektir. Vakti geldiğinde dayatılan düzeni köklerinden söküp atacak ve yerine özgürleştirici olanı koyacaktır. Uranüs’ün uyduları da aynı şaşırtıcı, hayret uyandırıcı hikayeyi devam ettirirler. Herschel, adet olduğu üzere bulan bilim insanına verilen uydularına isim koyma ayrıcalığını edebiyat sevdalısı oğluna devreder. Alexandar Pope ve Shakespeare aşığı olan oğlu John Herschel de bütün uydulara en sevdiği kahramanların isimlerini verir.

Başımızın üzerinde çılgınca dönen bu büyük çemberde uydularının isimlerini roman kahramanlarından alan tek gezegen odur. Müjdelediği devrimler gibi taşıdığı isimler de diğer gezegen ve yıldızlardan başkadır.

Alexander Pope, “Bukleye Tecavüz” isimli uzun şiirini yazarken İngiliz Aristokrasi’nde geçen ilginç ve gerçek bir olaydan esinlenir. Baron Petra, kendi gibi üst sınıftan olan, sosyetenin gözdelerinden Arabbella Fermor isimli güzelin saçından bir bukleyi sırf muziplik olsun diye keser. Ama güzel Arabella, bunu bir şaka olarak değil, beden bütünlüğüne yapılmış bir tecavüz olarak algılar ve iki gencin soylu aileleri birbirine girer.

İngiliz aristokrasisi içinde önemli bir tatsızlık kaynağı olarak algılanan bu olay dönemin şairlerinden Alexander Pope’a iletilir. Pope, bu olayın sevimli yanlarını anlatan öyle güzel bir şiir yazmalıdır ki, Arabella’nın buklesinin kesilmesi bir tecavüz oalrak değil, cilveli bir şaka olarak anılsın ve böylece yumuşayan aileler barışsın. Ancak Pope, sivri dilli bir yergi ustasıdır, dolayısyla niyet iyi olsa bile seçilen kişi yanlıştır. Pope, sonunda “Bukleye Tecavüz” adlı eserini aristokrasiyi ve simgelediği bütün çürümüş değerleri yerden yere vurmak için yazar.

“Bukleye Tecavüz” o kadar çok sevilir ve okunur ki bu sefer de güzel Arabella, kesilen buklesinin tam unutulmuşken yeniden konu olmasına sinirlenerek ortalığı ayağa kaldırır. Uranüs’ün üç uydusuna verilen isim işte bu çürümüş aristokrasiyi anlatan “Bukleye Tecavüz” adlı şiirin peri kahramanlarıdır; Ariel, Umbriel ve Belinda.

Pope, tam Uranüsyen bir iş yapmış ve kendinden bekleneni değil, akla hayale gelmeyecek olanı yazmıştır. “Bukleye Tecavüz”, getirdiği sistem eleştirisinin yanı sıra, Ariel ve Umbriel isimli peri kahramanları sayesinde de sıra dışı, şaşırtıcı ve beklenmediktir.

John Herchel, Uranüs’ün diğer uydularına da Shakespera’nin “Bir Yaz Gecesi Rüyası”ndan isimler seçer; Titania, Oberon ve Puck. Shakespeare’nin kahramanları da tıpkı Pope’un kahramanları gibi sıradan insanların arasında dolaşan perilerdir.

Ana teması aşk ve evlilik olan “Bir Yaz Gecesi Rüyası” nda Titania, Oberon ve Puck isimli perilerin karıştığı sıra dışı olaylar anlatılır. Aşk ve evliliğin gülünç, ipe sapa gelmez yanlarının anlatıldığı bu hikayenin konusu da en az kahramanları kadar şaşırtıcıdır. Oyunda, Uranüs, Venüs kavuşumunu simgeleyen eşek başlı bir adama aşık olan periler kraliçesi bile vardır. Bütün kariyerini hiçbir ast üst ilişkisine girmeden “Periler Kraliçesi” olarak başlayıp sonlandıran Titania’yı da Uranüs’den başka kimse bir eşeğe aşık edemezdi zaten.

Hem Shakespeare hem Pope, perilere, eserlerinde kahraman yapacak kadar güvense de günümüzde periler, muhtar bile yapılmazlar. Oysa Peter Pan, şöyle der: “Ne zaman bir çocuk “ben perilere inanmıyorum” dese bir yerlerde bir peri yere düşüp ölür.”

Tam yaz bu kadar yakın ve umut hala tazeyken semada dönen perilere inanmamazlık etmeyin çünkü Uranüs, Koç’ta hep devrimden bahseder ve şaşırtmayı çok sever.

“Bukleye Tecavüz”, Alexander Pope, Çeviri: Nazmi Ağıl, Yapı Kredi Yayınları.

“Bir Yaz Gecesi Rüyası”, William Shakespeare, Çeviri: Özdemir Nutku, İş Bankası Yayınları.