IMG_2510

Baharın bütün kokusuna, renklerine rağmen keskin bir ayaz var dışarıda. Saatli Maarif Takvimi’ne göre kulak kepçesi sızlatan bu soğuğun adı: “Çiçek Fırtınası”. Bu deyimi ilk kez çocukluğumda gene böyle bir bahar günü duymuştum. Güneşin cıvıl cıvıl ışıldadığı bir sabah okula giderken Babaannem, beremi zorla başıma geçirmiş “ sen güneşe aldanma yavrum Çiçek Fırtınası günleri bunlar, ayazı fena olur” demişti. O zaman gözümün önüne rüzgarın alıp götürdüğü, buketleriyle beraber bulutlara kattığı çiçekler ve fırtınanın girdabında yüzen rengarenk taç yaprakları gelmişti. Yaldızlı konfetiler gibi binlercesi gökyüzde yanıp sönecek ve rüzgar gülleri gibi fırıl fırıl döneceklerdi. Her ders, göz ucuyla gökyüzünü seyretmiş, heyecanla menekşeleri, gülleri, sümbülleri önüne katıp götürecek bir fırtınayı beklemiştim. Başladığında önlüğümün pilili eteklerini açıp rüzgarın düşürdüğü tomurcukları, kokulu yaprakları, dikenleri, dalları toplayacaktım.

Artık çok uzun zamandır hayal kırıklıklarını tevekkülle karşılayacak yaşlardayım. Çiçek Fırtınası’nda gökyüzünün menekşe moruna ya da gül pembesine dönüşmeyeceğini, fırtınadan kurtulan tomurcukların kucağımda toplanmayacağını biliyorum ve dışarı çıkarken mutlaka beremi giyiyorum. Buna büyümek deniyor.

Bugün kitap okumak için denizin kenarındaki çay bahçesine giderken babaannemin geçmişten gelen sesini dinledim ve çantamın içine kitabımla beraber beremi de koydum. Merkür’le Jüpiter’in retro adımlarına büyük dönüştürücü Plüto ve karmanın efendisi Satürn de katılmışken zamanı başa sarıyorum ve çocukluğumdan çıkan eski bir kahramanı yeniden ağırlıyorum. Bu kahraman sadece çocukluğumun değil, vicdanımın da derinliklerinden çıkıp gelen albino balina Moby Dick.

Çiçek fırtınasını beklediğim dokuz, on yaşlarımda çocuklar için kısaltılmış versiyonu okumuş ve Moby Dick’ ten çok korkmuştum. Dev gövdesi, vahşi çığlıkları ve yatıştırılamayan öfkesiyle benim için canavarın cisimleşmiş haliydi. Uzunca bir süre denizdeki her kıpırtıda vahşi gölgesini gördüğümü zannetmiştim. Çocuk vicdanımın hamlığı Moby Dick’in kötü kalpli korkunç bir canavar olduğuna karar vermişti. Eğer bu kadar kötü olmasa niye koca gemileri bir baş darbesiyle batırsın ve denizin üzerini bir mezarlığa çevirsindi…. Bugün kitabı yeniden okurken bu süt beyaz balinaya artık yaşlanıp incelmiş bir vicdanla bakıyorum. Bu hırçınlığını kaybetmiş, terazisini dengelemiş vicdan artık Moby Dick’in öfkesini değil kaptan Ahab’ın kindarlığını tartıyor.

Beni bu kadar yıldan sonra Moby Dick’in kaderini sorgulamaya iten şey de yine kendisi gibi türdeşlerinden farklı bir balina oldu. Adına, çıkardığı  seslerin frekansından dolayı “52 Hertz” denmiş. Moby Dick nasıl renginin beyazlığı ile diğerlerinden farklıysa 52 Hertz de söylediği şarkılarla türdeşlerinden farklı. Bu yüzden bir adı da “dünyanın en yalnız balinası!”

İlk kez yirmi yıl önce Kuzey Pasifik’deki bir grup araştırmacı tarafından tuhaf ve yüksek volümlü sesi nedeniyle farkedilmiş. Bu ses, bir balinanın çıkardığı 12 – 18 Hertz aralığındaki ses frekansıdan çok daha yüksek olduğu için diğer balinalar tarafından duyulamıyormuş. Bu kadar yüksek ses çıkarması ve durmadan şarkı söylemesi ilk başlarda sağır olduğunu düşündürmüş ama daha sonraları ebedi bir yalnızlığın içinde yüzdüğü anlaşılmış.

Balinalar, okyanusların derinliklerinde genelde yalnız gezmekten hoşlansalar da aslında tıpkı insanlar gibi sosyalleşebilen hayvanlar. Göç dalgalarına katılabilmeleri ve çiftleşebilmeleri için birbirlerini çağırmaları ve şarkılarını duyurmaları gerekiyor. Oysa 52 Hertz, tam yirmi yıldır bağıra bağıra şarkı söylemesine rağmen yapayalnız. Pasifik Okyanusu’nun karanlık sularında tek bir türdeşine dahi rastlamadan kilometrelerce yüzüyor ve başladığı yere yapayalnız dönüyor. Çünkü çıkardığı yüksek frekans diğer balinalar tarafından algılanmıyor. Aynı sularda yüzüp farklı rotaları kullanan yüzlerce türdeşi 52 Hertz’in varlığından bile haberdar değil. Böyle şarkı söylemeye devam ederse yeryüzünde bu kadar büyük bir gölgeye sahip olup yapayalnız ölecek ilk canlı olacak.

52 Hertz’in varlığının boyutuyla tezat teşkil eden bu “hiçlik” halini anlamaya çalışıyorum. Kulaklarımı ellerimle sımsıkı kapatıyorum, gözlerimi içine ışık sızmayacak kadar sıkı yumuyorum ve kendimi mutlak bir yalnızlıkta hayal ediyorum. 52 Hertz’in Tanrıya benzer mutlak yalnızlığı içimi ürpertiyor, çılgınlık bu diyorum kendi kendime. Başıma beni Çiçek Fırtınası’ndan koruyacak beremi takıp yüzümü denize doğru çeviriyorum ve Moby Dick’i okumaya devam ediyorum. Kitabın kaldığım yerinde balina avcısı küçük Pip – “ insanların çılgınlık dediği şey, Tanrı için aklın ta kendisidir” diyor ve “ düşüncelerden sıyrılan akıl, mutluluğun da mutsuzluğun da üstüne çıkar; umursamaz olur tıpkı Tanrı gibi” diye ekliyor. Pip’in söylediklerinden umut devşirip 52 Hertz’in de tıpkı Tanrı gibi mutlak hiçliğini ve yalnızlığını artık umursamadığını düşünüyorum. Belki öldüğünde ve şişmiş gövdesi suyun üzerine doğru yükseldiğinde yaşarken olduğundan daha fazla gerçek olacaktır.

Balinalar, elli milyon yıllık evrim sürecinden sonra suda yaşamaya uyum sağlamış memeliler sınıfından. Tıpkı bizim gibi sıcakkanlılar.  Akciğerleri ile solunum yapıyor, doğuruyor, yavrularını emziriyor ve birbirleriyle sesle anlaşıyorlar. Bize üflenen nefesin bir parçası da onlara üflendiği için kindarlık karşısında öfke duyuyorlar. Yaşlı vicdanım bu yüzden artık Moby Dick’i değil,  “Beni güneş küçük düşürse güneşi vururum” diyen Kaptan Ahab’ın kibrini yargılıyor. Bu kendinden başka bir Tanrıya tahammül edemeyen arsız insan kibrine artık aşinayım. Buna da büyümek deniyor.

Balinaları kendi ruhundan bile iyi tanıyan kindar Ahab, kitabın bir yerinde can çekişen tüm güney balinalarının başlarını güneşe çevirip öyle öldüklerinden bahseder. 52 Hertz’in de ölmeden hemen evvel başıyla güneşi selamlayacağını ve o acayip şarkıları söyleyen bendim dedikten sonra öleceğini düşünüyorum.  150 tonluk ölü gövdesinin karaya vurduğu an hiçlikten ve yalnızlıktan kurtulduğu ilk an olacaktır.  Sorma şansımız olsa muhtemelen Ahab gibi kindar bir zalimle uğraşmaktansa yalnız olmayı tercih ettiğini söyleyecektir.

Çiçek Frtınası’nın girdabına retroda yakalanan gezegenler başımın üzerinde dönerken eski bir tanıdığın hakkını teslim etmek istedim. Satürn retroda geçmişle hesaplaştım ve Jüpiter’in vicdan terazisinde Moby Dick’i yeniden tarttım. Kaptan Ahab’ın kini Moby Dick’in gövdesinden daha ağır geldi! Buna da büyümek dendiğini bir yerlerden duydum..

Herman Melville, “ Moby Dick”, Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu – Mina Urgan, Cem Yayınevi.

52 Hertz Balinası ile ilgili bilgiler: Vikipedi.