IMG_4580    “ÖLÜLER RÜZGARLA YÜKSELİR”*

Yuvarlak yüzlü, kahkülleri gözlerinin üzerine düşen, dünya sevimlisi bir oğlan. O sonbahar 12 yaşına bastı. Babasının dert ortağı, yaşam sevinci. En sevdiği şey, midillisine binip saatlerce gezmek.. Herkes ona hayran. O yaştaki oğlan çocuklarında pek rastlanmayan sıradışı bir sevimliliği var, sanki küçük bir şeytan tüyü gizlenmiş saçlarının arasına. Acaba ondan mı oldu? Bu kadar erken ölümü diyorum.. En sevilen, en çok hayranlık duyulan Amerika Birleşik Devletleri başkanı Abraham Lincoln’ü o yüzden mi böyle acılar içinde bırakıp gitti, tabii annesini de.. Çok yaşayamayacağını bildiği için mi o kadar pırıltılı ve yumuşaktı.. Acaba? Acaba?

Öldüğü gece çoktandır ateşler içinde sayıklıyordu, ciğerleri küçük göğsünü kaldırmaya yetmiyordu. İyice kulak verilir dikkatle dinlenirse, zayıf, ince bir nefes duyuluyordu odada. Adı William, ama sevimliliğine, küçüklüğüne bir atıf gibi, sanki beyaz bir tavşanı çağırır gibi Willie diyorlar ona. Kısaca Willie.. Ömrü de bu yüzden mi kısa oldu acaba. Soluğun nakaratına yetmediği bir şarkı, en güzel dizesi unutulan bir şiir gibi..

IMG_4571

Amerikan iç savaşının bütün şiddetiyle sürdüğü 20 Şubat 1862 gecesi yatağında öldü. Alt katta annesi Mary’nin çok özenerek hazırladığı bir davet vardı. Şu politik olarak mecbur olunanlardan. O yukarda hasta yatağında bilinci artık yarı yarıya kapanmış yatıyordu. Neşeli sesleri, heyecanlı konuşmaları, müziği duydu mu acaba? Yemeklerin kokusu üst kata kadar çıkıp hayatın güzelliğine dair ince bir ip attı mı yatağına? Bunların hepsi olduysa bile Willie, vakti saati geldiği için o gece sabaha karşı, son konuklar da ayrıldıktan kısa bir süre sonra öldü.

Peki öldükten sonra ne oldu? Küçük bedeni mezarlığa konuldu onu biliyoruz peki ruhu, saçlarını havalandıran neşesi, oyuncaklarıyla oynarkenki sabırsız merakı, babasına duyduğu sevgi, annesini öperken kalbine yayılan sevinç ne oldu… Willie’yi; o küçük sevimli çocuğu yaratan, bütün o duygusal töz nereye gitti…

IMG_4568

George Saunders, eşsiz bir dil ve şimdiye kadar benzerine rastlamadığım bir kurguyla Lincoln’ün ve ölen küçük Willie’nin etrafında ördüğü romanında bu soruya cevap arıyor. Roman, hayaletlerin, tarihçilerin, tanıkların birbiri ardına konuştuğu tekinsiz bir ses yumağı gibi; Zaman zaman süzülür gibi yuvarlanıyorlar, zaman zaman da ağır bir kaya gibi göğsünüzün üzerine düşüyorlar. Üç kişi haricinde ( Abraham Lincoln, mezarlık bekçisi ve kadın) konuşanların hepsi ölü ve bazıları Willie gibi zamansız ölülerden.

Bir doğum günü partisinden dönerken öldürülen ve sınırdaki çite takılan Susan var mesela, sonra bütün Bardolardan hep ikiz olarak geçecek olan Ewans kardeşler.. Ölümüyle ailesini kedere boğan güzel bebek Belinda.. Pek çoğu Lincoln’ün sevimli oğlu Willie gibi, ölüme erken yakalanmış ve boşlukta beyaz bir tüy gibi sallanmak için acele etmiş ruhlar. Ne olduğunu anlamadan, oyuncaklarını arayarak, ödev yapacakları defterlerin yerini sorarak, belki uzunca bir süre şaşkın şaşkın dolanacaklar ve hayalet olduklarının bile farkına varmadan yeni bir bedende tekrar doğacaklar.. Çoğunun ne kadar sevildiklerini ve arkalarında niye böyle bir keder bıraktıklarını bilmeye vakitleri olmayacak. Belki fazla aceleci, fazla sabırsızlar.. Deneyimleyecekleri hayatların onları beklediğinin herkesten daha çok farkındalar belki.. Belki.. Belki…

Şimdi ölümle, doğumun arasındaki sınırda süzüldükleri ve yeniden bedenlenmeyi bekleyecekleri bu yerin adı Bardo! Bazıları burada diğerlerinden daha çok bekleyecek. O yüzden buranın terbiyesine, kurallarına bir an önce alışmalarında fayda var! Mesela bir hayalet olmanın imkanlarından fütursuzca faydalanıp, henüz hayatta olan kişilerin içinden geçmemeliler! Küçük, sevimli Willie, bunu Bardo’da olduğunu anlamayıp mezarına gelen babasını ilk gördüğünde yapar mesela; Koskoca Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın gövdesinin içinden süzülerek geçer.. Arafta, bu hiç hoş karşılanan bir tavır değildir, mahremiyetin saldırganca ihlalidir! Bir evin içini izinsiz seyretmek gibi, babanız bile olsa, birinin bedeninin içine girmek/geçmek, onun her tür duygusuna şahit olmak demektir. Oysa her keder, her cinnet ve her mutluluk sadece onu yaşayacak olanın ruhuna zimmetlidir.

Tibet trandisyonunda ruhun ölümden sonra beklediği ara istasyonlara “Bardo” adı veriliyor. Parlak bir ışıkla dünyaya veda eden ruh, sadece kısa bir an, bir iplik üzerinde dengede duran bir iğne gibi bu ışığın içinde yüzüyor ve sonra Bardo adı verilen sınır bölgesine düşüyor. Bedenin işevini yitirdiği fakat arzuların eski alışkanlıklarına bağlı kaldığı bu bölgede zihin, bir süre vahşi atlar gibi dünyaya koşmak istiyor.. Kimi uğruna öldüğü sevgilisini, kimi onsuz uyuyamadığı yastığını, kimi de Willie gibi ona Noel’de hediye edilen oyuncakları arıyor….. Ama hepsi eski durakta kaldı.. Artık onlara ihtiyaçları olmayacak ne burada ne de bundan sonraki hayatlarında.. Arkalarında bıraktıkları bütün eşyalar, bütün hatıralar ve kurulan hayaller bir sonraki hayat için bir basamak sadece. İçinde iyiliğin, kötülüğün ve kaderin olduğu bir basamak..

Bardo’dan geçerken ve doğmak için seçecekleri yeni rahme doğru hareketlenirken değişen sadece kendi kaderleri, karmaları değil ama, arkada bıraktıklarının hayallerini de değiştiriyorlar sonsuza dek. Mesela şu ölümüyle babası Abraham Lincoln’ü derin kederlere boğan küçük Willie, öldükten sadece bir yıl sonra babasına köleliğin kaldırılması için cesaret veriyor.. Neşesiyle yaptıramadığını kederiyle yaptırıyor..

George Saunders, puzzle yapar gibi birbirinden farklı binlerce küçük parçayı tam yerine koyarak kederli ama muhteşem bir resim yapmış. Hayaletlerin, mezarlık bekçilerinin, tarihçilerin konuştuğu bu arkaik koroyu şimdiye kadar ondan başka kimse duymak istememiş sanki.. Belki de öte dünyadan gelen bu hüzünlü uğultuyu hiçbir rüzgar taşımak istememiş. İşte bu yüzden yazdıkları hem yabani, hem de bir hayalet kadar hafif.. İçimizde şimdiye kadar kimsenin dokumadığı bir toprağı havalandırıyor ve çürümüş kökleri ışıkla buluşturuyor.

“Arafta”, George Saunders, Çeviren: Niran Elçi, Delidolu Yayınları.

Kitabın orjinal ismi “ Lincoln İn The Bardo”, Yayınevi tarafında seçilen “Arafta” isminin Tibet kutsal metinlerindeki “Bardo” ismine karşılık geldiği düşünülmüş.

  • Yazı için seçilen ana görsel; Odd Nerdrum, “Sleeping Boy”, 1944.
  • * Torino Papirüs’ünden alıntı.