IMG_4674

“Ben ölüme uğrayamadığım için

İncelik gösterip O aldı beni”

Kendi ritmini yakalayabilmiş ender insanlardandı. Sadece iç sesine ayarlı, telaşsız ve günlük uğultuların uzağına yerleştirilmiş bir hayat yaşadı. Son yirmi üç yılında odasından dışarıya çıkmayı bile istemedi. Niye istesindi ki zaten? İhtiyaç duyduğu her şey yanındaydı: Kağıt, kalem, kitaplar ve çanak yapraklarını göğüs boşluğuna yaymış bir kalp.. Niye istesindi ki zaten.

Emily Dickinson 1830 yılında Amerika’da Amherst şehrinde doğdu. Babası avukat, annesi şehrin sosyal hayatında etkin bir isimdi. Münzeviliği ne annesinden ne de babasından geçmeydi. Onu kendi emeğiyle yaratmıştı. İçinde biraz kahkaha çiçeği, birkaç tutam Haziran balı, ömrünün yarısını saran kırgınlık, bolca hayal ve çokça küskünlük vardı.

Evinden sadece iki üç kez ayrılmış onda da aşk acısı gibi bünyesine yabancı bir illetle tanışmıştı. Charles Wadsworth, ondan tam yirmi yaş büyük ve üstelik evli bir din adamıydı. Bu karşılaşma ilk dönem şiirlerinde görülen “kahkahaçiçeği gibi neşeli küçük yüreği”ni tavan arasına itelemiş, onun yerine mezardaki çukuru yuva bilen bir yürek yaratmıştı.

Charles’le tanışmadan önce;

“Bir çanak yaprak, taç yaprak ve bir diken

Sıradan bir yaz sabahında

Bir matara çiy- Bir iki Arı

Bir Meltem, ağaçlarda bir oynaklık

Ve bir Gülüm ben! “

Diye yazan, ruhu telaşlı bir sevinçle kaplı, kalbi bütün hoppa yazlara açık Emily, Charles’ı tanıdıktan sonra

“Mezarda bir Çukur

O korkunç yeri

Bir yuva yapar” diye yazar.

Ölümü şefkatle dokunmuş bir yorgan gibi üzerine örtmek istediğinde ise otuz yaşını henüz geçmişti. Onun ölüm isteği ne bir isyana ne de şehvetli bir intihar arzusuna benziyordu. İstediği sadece ağırbaşlı bir sevinçtir.

“Ölümden sonraki Sabah

Bir Evdeki Koşuşturma

Yeryüzündeki işlerin

En ağırbaşlı olanı

Kalbin silinip süpürülmesi

Ve sonsuza dek bir daha

Kullanmak istemeyeceğimiz

Sevginin kaldırılması”

Diye yazdığında sadece 33 yaşındadır. Odasından dışarı hiç çıkmamaya karar verdiği yıl…..

15 Mayıs 1886’da öldüğünde tam da yazdığı gibi olur; ağırbaşlı bir koşuşturma başlar, yirmi üç yıllık inzivasını geçirdiği odasının kapısı açılır ve uzun zamandır yatalak olan gövdesi yeni yuvası olacak derin çukura koyulur. Kalbi bir daha kullanılmayacak ve göğsüne yayılmış taç yaprakları yeni filiz vermeyecektir. En sevdiği mevsim olan baharda ölür, kargaların tatlı alayları yeni başlamışken. Mezar taşı yazısını hazırlamıştır: Ölüm tarihinin hemen altına şöyle yazılsın ister:

Doğum: 10 Aralık 1830

Geri Çağrılma: 15 Mayıs 1886

IMG_4642

Geri çağrıldığında 56 yaşındadır.

En sevdiğim şiirlerinden birinde;

“ Bir Kalbi kırılmaktan koruyabilsem

Yaşamış olmayacağım boşuna

Bir Hayatı Acıdan kurtarabilsem

Bir Ağrıyı dindirebilsem ya da

Ya da bayılan bir Ardıç Kuşunu

Koyabilsem yeniden Yuvasına

Yaşamış olmayacağım Boşuna” der.

Bana kalırsa boşuna yaşamamıştır. Kırgın ve nazenin bir kalbe bir odanın içinden dünyayı seyrettirmiş ve camına konan bütün ardıç kuşlarına isim vermiştir. Öldüğünde kızkardeşi Lavinia, inziva odasında kilitli bir çekmecenin içinde Emily’nin 1800 kadar şiirini bulur. O şiirler yayınlandığında, Amerika’nın en sevdiği şair olarak anılmaya başlayacaktır.

Oysa ki, yaşarken sadece yedi şiiri yayınlanabilmiştir. En sevilen olduğunda ise geri çağrılmasının üzerinden otuz yıl geçmiş ve tanıdığı bütün kargalarla, ardıç kuşları ya ölmüş ya da başka kırgın kalpleri oyalamaya gitmiştir.

Kağıt, kalem ve zamanından önce kırılmış bir kalbi varsa niye odasından çıkmak istesindi ki zaten..…

Emily Dickinson, “Seçme Şiirler”, Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar, İş Bankası Yayınları.

  • Şiirlerinde yaz yağmuru gibi aniden ortaya çıkan büyük harfler, paragraf başına itilen, satırdan düşüveren kelimeler, tam ortaya kurulmuş tireler, Emily’nin içsel ritmidir.