IMG_5786

Bir zamanlar ayağında ayakkabıları olmayan küçük bir kız varmış… Yalınayak gezmeyi sevdiğinden değil de yoksulluktanmış ayakkabısızlığı.. Bir zamanlar… bir zamanlar…

Üzülüp dövüneceğine bütün akıllı kızların yapacağını yapıp, artık deri parçalarından kırmızı bir ayakkabı dikmiş kendine.. Güneşte parlayan narlar kadar kırmızı, yakut yüzük taşları gibi göz alıcıymış kıza göre ayakkabıları.. Hayal gücünden ve emeğin değerinden bi haber olanlar içinse basbayağı kaba saba, eğri büğrü dikilmiş paçavralarmış kızın ayaklarındakiler.. Oysa kızın gözlerini kamaştırır içini mutlulukla doldururmuş pabuçları.. Hem baksanıza küçük ayaklarında nasıl da gül goncaları gibi yumuşacık, kıpkırmızı duruyorlar ve onu yere eskisinden daha sağlam bastırıyorlar…

Hayat gibi masallar da böyle başlar; önce kötü bir şey, sonra iyi bir şey sonra tekrar kötü bir şey olur ve böylece kahraman düşe kalka bir çember boyunca ilerler.. Kırmızı ayakkabalı kızı bekleyen macera da aynı izlekte ilerlemiş ve ona önce nefesleneceği vadiler sonra uzun uzun düşeceği kuyular hazırlamış..

Maceranın ikinci adımı parıltılı, pahalı bir arabadaki yaşlı bir kadının kızı yolda yürürken görmesiyle başlamış.. Bu eski püskü paçavraları ayakkabı diye ayağına geçirmiş kızcağız ne kadar da zavallıymış öyle… İyileştirilip değiştirilecek, değersizliğinden kurtarılıp kıymetlendirilecek bir hayatı olmalıymış mutlaka! Ancak kendi gibi zengin ve iyi bir insanın elinde değerini bulacak, ayaklarındaki paçavralardan kurtulacak bir hayatı olabilirmiş küçük kızın.. Ama baksanıza aslında ne kadar da güzel küçük kızın ayaklarındaki kırmızı pabuçlar… Güneş kadar parlak ve bulut kadar yumuşaklar.. Hem günlerce sokakta atılmış deri parçalarını topladı, yıkayıp kuruttu ve elleriyle dikti bu pabuçları yapmak için.. Bu yüzden yeryüzünde eşi benzeri yok…

Küçük kızın düşeceği ilk kuyunun ağzı işte tam burada açılır.. Arabanın güzelliği, zengin kadının giysileri ve ayakkabılarına bakışı onu esir alır.. Güzelim ayakkabılarını gözüne çirkin gözükür.. Arabaya biner ve kadının görkemli evine gider.. Orada yıkanıp paklanır, eski hayatının kirlerinden arındırılır, temiz giysiler giydirilip ayağına siyah ayakkabılar giydirilir.. Çünkü kırmızı bir ayakkabı toplumsal ahlakı zadeleyecek kadar kışkırtıcıdır, ayıplıdır.. “Olsun” der kız önce, “yıkanıp paklandım, yeni giysiler giydim, varsın ayakkabılarım da siyah olsun..” Peki unutabilecek midir elleriyle diktiği, kan kadar kırmızı, böğürtlenler kadar parlak ayakkabılarını?

Aklının bir köşesinde, kalbinin kuytusunda kırmızı ayakkabılarının hayaleti dolaşacaktır gece gündüz.. Eski kırmızı ayakkabılarının hayaliyle yaşarken bir ayakkabıcıda yenilerini görür.. Eskileri kadar parlak ve yumuşak olmasalar da renkleri benzerdir… Kendi diktikleri kadar kırmızı değillerdir ama olsun…

Masalın bundan sonrasında kızın nefesleneceği vadiler biter, sık ormanlar ve ağızları durmadan genişleyen kuyular başlar… Uzun uzun düşülecek ve dibine ulaşmak için merhamet dilenecek kuyular..

Kızın yeni kırmızı ayakkabıları giymesiyle beraber hiç soluklanmadan ölene kadar dansetmeye yazgılı olduğu bir kehanet başlar… Yemek yemeden, uyumadan, kuru bir dala, kara toprağa, nefesi uçmuş bir böcek kabuğuna dönüşene kadar dans edecektir.. Kendi elleriyle diktikleri atıp, başkasının yaptığı kırmızı ayakkabıları giymenin bedeli budur.. Aç bir ateş gibi, köze dönmüş bir kapan gibi ayağına yapışan bu ayakkabılarla dans ederek ölecektir..

Bu tuhaf işkence dayanamayacağı bir hâl alana kadar dans eder… Sonunda rengi uçmuş, soluğu kesilmiş bir halde kasabanın celladının kapısını çalar ve ayağından çıkaramadığı ayakkabıları ayaklarını keserek çıkarması için yalvarır.. Dans etmesi nihayet bittiğinde ayaklarının dibinde eski ayakkabıları kadar kırmızı ve yumuşak bir kan gölü vardır..

Kıssadan hisse;

1- Bir zamanlar diye başlayan bütün masallar gibi bu masal da okunduğu zamanda geçer.

2- Bu masalın kahramanı da her masalda olduğu gibi duruma ve zamana göre değişir.

3- Kırmızı ayakkabılar bazen küçümsenen bir uğraş, bir hayat biçimi, yasaklı bir fikir, alerji yapıyor diye evden atılmak istenen bir kedi ya da işe yaramaz denilen hayaller olabilir.

4- Kendi diktiğiniz, uçlarını birleştirdiğiniz ve parçalarını en uygun yerlerinden yapıştırdığınız hayat kim ne derse desin yaz elmaları kadar parlak ve kırmızıdır.. Başkaları için ekşi ve yavan olması onu tatsız yapmaz.. Her acıktığınızda canınız çektiğinde ısırın bakın nasıl da tatlı ve suludur..Onu siz yaptınız, içine nefesi siz üflediniz.. Bu parlaklık ve bu renk sizin hayalleriniz, bu yumuşaklık sizin rüyalarınız.. Kimseye küçümsetmeyin.

5- Kırmızı ayakkabının baştan çıkarıcı, tahrik edici, şehvet uyandırıcı olduğunu söyleyip siyah ayakkabı giymeniz gerektiğini söyleyenleri siyah ayakkabılarıyla baş başa bırakın.. Renklerden anlamamaları ve korkak olmaları sizin suçunuz değil.

6- Ağızları durmadan genişleyen ve düşerken dibi bulunmayan kuyular siz üzerinden atlayasınız diye değil, etrafından dolaşasınız diye oradadırlar.. Etrafında dolaşırken biraz soluklanın ve kendi diktiğiniz ayakkabıları uzun uzun seyredin.. İyice dinlenince tabanlarınıza korkmadan basın ve yolunuza devam edin.. Ne de olsa ayakkabılarınızı siz diktiniz.. O yüzden bu kadar kırmızı, bu kadar rahat ve eşsizler…

7- Bütün akıllı kızlar ayakkabılarını kendi diker ve kimsenin onlara burun kıvırmasına izin vermez!