IMG_6148.PNG

Balkonda oturduğum zaman hemen karşımda dururdu. Bu evde geçirdiğimiz yirmi üç yıl boyunca uzaktan uzağa birbirimizi seyrettik. Bu seyrin neredeyse tamamı, birbirinin içinden geçmiş rüyetlerden oluşuyordu. Her halimizi birbirimize taransfer etmiş, bazen onun dalları benim kolum, bacağım bazen de benim saçlarım, tırnaklarım, derim, onun kabukları, kökleri, damarları olmuştu..

O zamanlar dalları böyle bütün bahçeyi bir ana kucağı gibi sarmıyordu. Birbirimize ilk uzun bakışımız bir Kasım günüydü. Ben henüz “gençlik” diye tabir edilen o virajlı yoldaydım, onunsa boyu tam çaprazımızdaki apartmanın ancak ikinci katına erişiyordu.  Büyüyüp serpilmek için önünde uzun yıllar vardı. Ama güzel hem de çok güzel bir akasya ağacıydı.. Baharda, eskiden mevlitlerde dağıtılan şeker külahlarına benzeyen iri çiçekler açardı. Beyaz bir kandil gibi yeşil dallarının ucunda yazın ortalarına kadar sallanırlar, her rüzgarda ipekli mendiller gibi titreşirlerdi.. Sonra sonbahara doğru dalları yavaş yavaş soyunmaya başlar, ağacım kendi çıplaklığı ve saf gölgesiyle başbaşa kalırdı.. Her halini severdim.. Her dalını, her çıplaklığını, gölgesinin her söylediğini…

Geçtiğimiz haftanın başında ben tam Osho belgeselini seyredip aydınlanmış bir gurunun bu kadar Rolls Royce, pırlanta, ipekli elbiseler ve güçle ne yaptığını merak ederken onu kesmek için geldiler.. Mevlüt şekeri külahına benzer çiçekleri bütün dallarını sarmıştı.. Neredeyse tabiat ananın gelinine dönmüştü. Zaman içinde ben yaşlanırken o da büyümüş, boyu dört katlı apartmanın çatısını çoktan aşmış, dalları kalınlaşıp mahallenin bütün karga cematine yuvalık olmuştu..

Önce dozerlerle geldiler ve bahçesine kurulduğu eski evi yıktılar.. Sadece iki gün sürdü.. Toprağın üstünü eski mutfak parçaları, bir zamanlar özenerek seçilmiş beyaz, mavi eviye kırıkları, ve artık kirden uçuculuklarını kaybetmiş eski tül perde artıkları doldurdu.. Apartmanı mesken etmiş ondan fazla kedi de dozerler bahçeye girdiklerinde çil yavrusu gibi kaçıştılar.. Üçüncü gün canavar ağzındaki dişlere benzeyen büyük hızarlarla geldiler ve üç küçük erik ağacıyla, arka köşedeki çınarı ve benim güzeller güzeli akasyamı kestiler..

Bir cenaze törenini izler gibi seyrettim ağacımın parça parça gidişini.. Ana gövdeden çıkan en kalın dallarını kesmeleri o kadar uzun sürdü ki, çatırtıları insan inlemeleri gibi bütün mahalleyi sardı.. Sonunda sadece küçük bir gövde kaldı geriye.. Gömülürken kaldıranlara zahmet olmasın diye yaşlılıklarında büzülüp küçülen insanlar gibi  ölümünü bekliyor şimdi bahçenin köşesinde.. Bir bahar günü aniden gelenler geride moloz dolu, çorak bir bahçe, ölmek üzere olan küsmüş bir ağaç ve çatısız kalmış, korkmuş kediler bıraktılar..

Şimdi çatısız kalmış kedilerin ne olacağını merak ederken, akasya ağacımdan geriye kalan kökümsü, zayıf dallara da sessiz, sözcüksüz sesleniyorum. Dallarında birikmiş kedere sızarak, bugünlerin biteceğini, ölmeyeceğini eskisinden daha kalın dallara, daha güzel çiçeklere ve daha geveze kargalara sahip olacağını sadece biraz beklemesi, yeise kapılmaması gerektiğini söylüyorum.

İçinde olduğumuz bu sıkışmışlık hissini ve sonrasını temsil eden iki tarot kartının sembollerinin bu durumu çok iyi özetlediğini ise Osho belgeselini bitirdikten hemen sonra çektiğim kartlara bakarken görüyorum. Jung’un eşzamanlılık kavramının içinden süzülür gibi geçerken hayretle elimdeki iki karta bakıyorum; İlki hiçbir ağacın ve yeşilliğin olmadığı bir karanlıkta oturmuş boynuzlu bir baştançıkarıcıyı gösteren Şeytan kartı. İkincisi ise göksel bir dişiyi, anneyi, mucizevi yardımı gösteren Azize kartı..

IMG_6145

Şeytan kartı, dünyeviliğin çıkmazına saplanmış, şantaja, paraya, şehvete, güce, servete köle olmuş ve böylece ahlakî yoksunluğun tuzağına düşmüşleri temsil eder. Yanlış yolda olunduğunun ve dünyevi hazların fazlaca peşinden gidildiğine dair bir uyarının, bir an evvel içindeki gölgeyle yüzleşmek gerektiğinin son ikazıdır. Şeytanın önünde elleri birbirlerine zincirlenmiş kadınla erkek, göksel teması ve ruha bakma kaygısını gözardı etmiş ve egolarına teslim olmuş iki insandırlar.  Adeta donmuş, bir ölüye dönüşmüşlerdir ama farkında değildirler. Aydınlık tarafta cepleri dünyevî hazlarla doludur oysa şimdi vicdanlarındaki mahkemenin önünde hesaplaşma vakti gelmiştir. Ötüşü çalınan, dalı koparılan, rızkı alınan, her kuşun, her ağacın, her böceğin hesabının verileceği an yaklaşmıştır. Bu gölgeyle yüzleşme vaktidir ve er ya da geç bu yüzleşme yapılacaktır. Artık hazza ve güce duyulan hayranlık dolu karanlık yolun sonuna gelinmiştir..

Azize ise her şeyin bir zamanı olduğunu bilen ve gökyüzünde kâh büyüyüp kâh küçülen ayın bir simgesi gibidir.. Geçeceğimiz yolun kavşaklarını koruyan Hekate’ye benzer.. Rahmin, yani korumanın, olanı kucaklayıp kabul etmenin ve kollamanın kartıdır.

Evleri yıkılmış kediler kısa bir şaşkınlıktan sonra benim kederli ağacımdan daha çabuk toparlandılar ve yan apartmanın zemin katını yeni yuvaları yaptılar. Alzhaimer olmuş yaşlı bir kadına bakan Türkmen yardımcı, göksel azize gibi hepsine kucak açtı.. Önce hanımeli dallarının örttüğü balkonun kenarına köpükten üç ev kedi evi koydu, sonra iki orta boy leğenden su kabı yaptı, günde iki kere de mama vermeye başladı.. Kuru mamalarını ve ara öğünlerini de yan apartmandaki hayvan severler üstlendi.

Şimdi Şeytan’dan canını zor kurtarmış akasya ağacıma bakarken, sadece kedilerin değil yuvalarını kaybetmiş kargaların da kedilerin suyunda yıkandıklarını ve mamalarından çalıp kaçtıklarını görünce Azize’nin gücünün Şeytan’dan büyük olduğunu görüyorum. Sonunda bir yerlerde veren, büyüten, besleyen rahmin, kadim dişinin hepimizi kollayacağına inanıyorum..

Bugün sabah akasya ağacıma baktığımda biraz canlanmış, o ilk günlerdeki küskünlüğünü üzerinden atmış gibi geldi.. Hatta kahvemi içerken hanımelinin altındaki mama tabağından rızkını almış bir karganın zayıf dallarından birinde biraz soluklandığını gördüm. Krizden dolayı inşaatın ertelendiğine dair dolaşan söylentiler de cabası…Azize; o büyük, kimi zaman öfkeli kimi zaman şefkatli anne, Şeytan’a uyanlara ya da uyacak olanlara gitmeleri gereken yolu göstermiş olmalı sonunda..

Çünkü Azize dahil bütün dişilerin asıl annesi, öfkesinden ve rahminin büyüklüğünden korkulan Tiamat’tır. O evrensel boşluğun ilklerindendir.. Onun rahmi, var olmuş ve olacak her şeyi doğurup, koruyacak kadar büyüktür..

Kapak resmi; Gustav Klimt.

Yazı için seçilen tarot kartı sembolleri; Raider – Waite Tarot Deck.

Görsel Kaynak: Pinterest.