IMG_6412

“Hayat yalnızca geriye doğru anlaşılabilir. Fakat ileriye  doğru yaşanmalıdır.”[1]

Hayal kırıklığına en iyi gelen şeylerden biri yürümektir. Bacaklarınızı uzun uzun açarsınız ve sonsuza karışacakmış gibi yürürsünüz. İçinizdeki ve dışınızdaki her şey de sizinle beraber yürürür.

IMG_6415

Neredeyse kayalarla aynı renkteki şu uzun tüylü tekir mesela ya da temiz çamaşırlar gibi ufuk boyunca serilmiş balonlar, bir haber bekler gibi uzaklara dalmış martı ve bir arı kovanı gibi kafanızın içinde uğuldayan düşünceler…

IMG_6413

İşte hepsi, yaz göğüne açılmış, ipi bileğinizde bir uçurtma gibi peşinizdeler.. Suyunun etrafında ne varsa yatağına çekip sürükleyen bir ırmak olmuş adımlarınızla beraber akıyorlar.. Ve belki kedinin tüylerine, balonların pembesine karışmış ince bir keder duygusu..

IMG_6419

Daha iyi olabilirdi.. İçimizi yarına dair bir ümitle dolduran güneşli, neşeli bir pazar günü gibi iyilik ve şükran duygularıyla dolu olabilirdik. Ama olmadı.., Ara ara yarım yamalak kelimelerini duyduğumuz kötülük iklimine ait bir dili çözemedik.. Şöyle olursa şunu yaparız, böyle olursa bunu yaparız dediğimiz ne varsa duvara tosladı.. Hiç aşina olmadığımız, yollarını bilene de hiç rastlamadığımız yabani bir coğrafyada kaybolduk.. Kötünün dilini öğrenebilecek kadar karanlık biriktiremedik içimizde.. Tıpkı Kurt İle Yedi Keçi Yavrusu gibi..

Masal da denizin mavisi, bulutların tüyümsü beyazlığı ve dalgaların sesi gibi benimle yürüyor.. Her kelimesi nehir yatağımdaki taşlar gibi suyun içinde parlayıp sönüyor.. Çocukken en sevdiğim masallardan biriydi.. Masalın giderek yükselen gerilimi ve yaşanan felaketten sonraki umulmadık mutlu sonu hayata dair güvenimi pekiştirirdi.. Sanırım kötülüğün bir sonu olabileceğine dair içimde bir umudun yeşermesini sağlayan ilk hikayelerden biriydi..

Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu, sadece bir umudun değil aynı zamanda kötülük repertuarının nasıl serpilip gelişeceğini gösteren masallardan biridir. Masalı çok sevmemin nedenlerinden biri de keçileri bize benzetmemdi.. O yavrular bizdik; Evde yalnız kalan ben ve kızkardeşim.. Annemle babam da her gün evden çıkarken bize benzer tenbihlerde bulunurlar, yapmamamız gereken şeyleri sıralarlardı..

Zinhar ocağı yakmayacak, altıncı kattaki evimizin camlarına yaslanmayacak, balkona çıkmayacak, kapıyı gözden bakmadan açmayacak, ve olur da kapıya “anneniz/ babanız sizi çağırıyor gelin götürelim” diye gelen olursa inanmayacaktık.. Bu yasaklar ve uyarılar listesi geçen seneler boyunca, değişip çeşitlendiyse de özünden çok bir şey kaybetmedi.. Ancak ben ve kardeşim yedi keçi yavrusundan daha şanslıydık “ anneniz peynir yolladı, parasını evdeki paradan verecekmişiz” sözüne inanıp içinde peynir yerine çeşme suyu dolu peynir tenekesini almak dışında bir kaybımız olmadı.. Maalesef annemle babam yasakları sıralarken sahte peynir satıcılarıyla ilgili maddeyi unutmuşlardı.. Hayat bize iyi davranmış, kurt bizim mahalleye uğramamış ya da bizi dişine göre bulmamıştı.. Kim bilir? Ama keçiciklerin başına gelenler bir felakete benziyordu..

Masalı herkes bilir.. Anne keçi yiyecek bulmak için evden ayrılmak zorundadır ve kurt evin etraflarındadır.. Anne, evden çıkmadan çocuklarına tenbihde bulunur;

“ sevgili çocuklarım! Ben ormana gidiyorum, aman şu canavar kurttan sakının kendinizi! Bir yol kapıdan içeri ayak atmaya görsün, sizi postunuzla, kemiğinizle yer yutar! Hınzır hayvan çok vakit kılık değiştirir, ama kaba kalın bir sesi, kara kara ayakları vardır, sesiyle ayaklarından hemen tanırsınız onu”.. [2]

Ama ne yazık ki vahşi kurdu taa evin içine sokan da keçileri teker teker yediren de bu detaylı tarifler olur.. Kötünün kalın sesi ve kara ayakları olabileceğine dair uyarılar kurdun kötülük gardırobunu genişletmeye yarar.. Sesini inceltmek için tebeşir çiğner, ayaklarını beyazlatmak için de fırıncıdan un alır.. Artık keçilere yabancı olmayacak, yadırganmayacak bir görünüme bürünmüş, anneleri gibi olmuştur.. Bu yüzden kapıyı kurda keçi yavruları açar ve yuvalarından içeri kendi elleriyle sokarlar.. Felaket artık kapıdan içeri girmiş ve biri hariç tüm yavruları postuyla kemiğiyle hiç çiğnemeden parçalamadan yutmuştur..

Bütün masallarda olduğu gibi hayatta da kötüler kılık değiştirip, iyilerin korkularına göre repertuar * genişletirler.. Hiç bilmediğiniz bir dilden ve aşina olamadığınız bir iklimden gelip aslında size ne kadar benzediklerini göstererek ormanınıza, yuvanıza, hayatınıza girerler.. Oysa kötünün elle tutulur bir şekli, hacmi, tariflere ve yasaklara sığabilecek bir vicdanı yoktur.. Siyah bir duman gibi her aralıktan sızmaya muktedir bir değişim gücü vardır..

Ama kalp kötüyü tanır! Daha ilk gördüğünde “ bu kötü! Yuvana yaklaştırma” der. Tıpkı, kurt içeriye girdiğinde saatin içine saklanarak kurtulan tek keçi yavrusu gibi. Saat de tıpkı yürek gibi zamanı soluğun ritmine böldüğü için kalbi işaret eder ve aklın bilmişliğinden uzak bir sezgiler alemine kapı açar.. Neyse ki masalın sonu hiç umulmadık şekilde iyi biter ve kalbinin sesini dinleyen en küçük keçi eve gelen annelerine kardeşlerini yedikten sonra uyuyakalan kurdun yerini gösterir..

Kurt iştahından keçi yavrularını çiğnemeden parçalamadan yutmuş ve bir ağacın altında şiş karnıyla uykuya yatmıştır. İyinin vakti şimdi gelmiş, kurdun sonu yaklaşmıştır. Karnı kesilecek ve pis iştahıyla yuttuğu yavru keçiler dışarı zıpladıktan sonra karnına taş doldurulup suya atılacaktır.. Masalın sonu hiç beklenmediği kadar güzel bitecektir..

Hayal kırıklığına en iyi gelen şeylerden biri yürümektir.. Siz yürüyünce hayat yürür, kediler, bulutlar masallar yürür. Ruhunuzun göğünde yedi küçük keçi yavrusu zıplar ve kötünün bütün repertuarı kurtla beraber bataklığın dibini boylar..

[1] Soren Kierkegaard

2- Grimm Masalları I, “Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu”, Çeviri: Kâmuran Şipal, YKY, s.32.

  • Repertuar; Her ne kadar Tdk kelimenin doğru yazılışını “Repertuvar” olarak verse de yazıda kelimenin Fransızca aslından ( repertoire) dilimize yerleşmiş hali tercih edilmiştir.
  • Kapak görseli; Joan Miro, “ Woman and Bird in the Night”. Görsel kaynağı; Wikiart.
  • Yazının ara fotoğrafları; Aksinya Kimberlit, 29/ 6/ 2018, İstanbul.