IMG_6483

“Karanlık kör bir anımsayıştır. Karanlıkta sürülerin sesleri dinlenir; o hayvanlar atalarını öyle uzak bir geçmişte avlamıştır ki, bunu ancak en ilkel hücrelerin anımsar.. Kulaklarınla görürsün. Burun deliklerinle görürsün.” *

Gökyüzünde bir limon dilimi kadar taze bir ay var.. Ucundan tutup biraz sıksam bardağımdaki suyun içine önce çekirdeklerini sonra tazeliğini bırakacak sanki. Düşen her damlasında bir bardak suya gökyüzünün tadı karışacak.. Bütün gün beklenen yağmurun bir damlası bile yere düşmemişken havadaki bu tazelik, bu mayhoş rehavetin sebebi mutlaka şu gökyüzünde sallanan limon dilimi olmalı.. Ya da gökyüzü gibi hayatın da günden güne değişeceğine duyulan umutla karışmış o saf inanç..

Dune bittiğinde, 706. ve son sayfasını çevirip hayranlıkla kalakaldığımda ay dolunaya gidiyordu ve karnı her geçen gün biraz daha şişip parlıyordu. Dune’nun hikayesi kanıma karışsın, içimde biraz mayalansın diye bekledim ve niye bilmem ayın sulu bir limon dilimi gibi tepemde asılı durduğu bu gece onu yazmak istedim. Belki çok dikkatli bakan biri, uzaklarda ayın arkasında, evrenin sonsuz cangılının içinde bu çöl gezegeninin kızıl ışıklarını seçebiliyordur.. Belki..

Dune’nun içimdeki mayalanma sürecinde içgüdüsel olarak elime Werner Bierman’ın uzun zamandır sırasını bekleyen “1939 Yazı” adlı kitabını aldım ve Bierman’nın II. Dünya savaşının başlamasının hemen öncesindeki son yazı anlatan kitabını Dune’nun devamı gibi okudum.. 1939 yılının son aheste yazı bittiğinde, 1 Eylül 1939’da Almanlar Polonya’ya girecek ve insanlık tarihinin en korkunç savaşlarından biri başlayacaktır. Bu savaş da tıpkı çöl gezegeni Dune’da geçen bir distopya gibi insanlığa ve hayata olan inancı sorgulatacaktır.. Bu yüzden olacak sanki Herbert’in Dune isimli bir çöl gezegeninde 10.134 yılında geçen distopyanın devamını Bierman, “1939 Yazı” adlı kitabında yazmış.. Ya da tam tersi..

Distopyayı okuma sırama göre kurgulayacak olursak savaşın çıktığı ilk gezegen Dune’dur. Herbert’in kurguladığı evrende Dune gezegeni “baharat” olarak bilinen uyuşturucunun çıkarıldığı tek gezegendir ve uzun yıllar sonra koloninin “padişah imparatoru” tarafından yönetimi gaddar Harkonnen Hanedanı’ndan alınıp Atreides Hanedanı’na verilir.. Gezegenin asıl halkı olan Fremen’lerin bir köle gibi baharat çıkarımında kullanıldığı gezegende de tıpkı dünyada olduğu gibi toprağın nimetleri onun üzerinde yaşayanların değil onu sömürenlerindir.

Frank Herbert, Biermann’ın kitabında anlattığı son sakin yazda yani 1939 senesinin yazında Gledale Star adlı gazetede yazarlık kariyerine başlamış ancak Eylül ayında başlayan savaşa Amerikan Donanması’nın fotoğrafçısı olarak katıldığı için mesleğine bir süre ara vermek zorunda kalmış. Sağlık sorunları nedeniyle sadece altı ay yapabildiği savaş fotoğrafçılığı bile insanın insana yapabileceği vahşetin boyutlarını anlamasını için yetmiş.

Herbert’in ölümüne kadar altı kitap olarak yazdığı Dune külliyatını sadece bir bilimkurgu eseri olarak okumak ve yorumlamak hayatın kendisine değil, o hayata sahip çıkmak için çekilen acılara da haksızlık olacaktır. Zira Dune, yalnızca bir gezegenin, orada yaşayan halkın ve savaşın değil her koşulda “İnsan” kalabilmenin literatürüdür..

IMG_6477.PNG

Herbert, fotoğraf makinesinin arkasından şahit olduğu yıkım, ölüm, acı ve işkencenin sesini çok uzak bir geleceğe atarak yeniden işlemiş. Araya koyduğu bu binlerce yıllık zaman parçası insanlığın gelecekteki acılarına işaret etse de bize çok kadim bir bilginin sırrını şimdiden vermiş; Eğer aynı anda birden fazla yerde olabilirsen, zaman ağının sayısız yerinde kendi cesedini de görebilirsin. Ama sakın ha! ölmekten de, acıdan da, kaybedebileceklerinden de korkma.

“Korku katilidir aklın. Korku mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Bırak içinden ve etrafından akıp geçsin. Ve geçip gittiğinde onun izlediği yolu görmek için iç gözünü kullan! Geçip gittikten sonra boşaltığı yerde senden başka hiçbir şey kalmayacak! Sadece sen kalacaksın. Korkunla yüzleş!”

Herbert’in Dune Mesihi Muad’dib’in ağzından verdiği bu ölümsüz sırrın derinliklerinde geçmişin, şimdinin ve yarının iç içe geçtiği bir zaman düğümü var. İşte o zaman düğümünde atalarımızı ölüren vahşi hayvanlar kadar birbirinin boğazını kesme telaşına düşmüş insanoğlu da var. Çok uzak bir geçmişten, daha postlara sarıldığımız ve baltaların ucunu taşlarla sivriltiğimiz zamanlardan kalma bir korku bu; birbirimizi evrendeki diğer her şeyden; sudan, ateşten, topraktan ve havadan daha hızlı öldürüyoruz..

1939 Yazı’nda Bierman’ın anlattıkları da Dune Mesihi Muad’dib’in anlattıklarından pek farklı değil.. O yaz boyunca usul usul yayılan endişe ve korku sonunda Avrupa’yı saran bir cehenneme dönüşür.. Bütün Avrupa’da korkunun, ölümün, çaresizliğin kokusu duyulur..

Oysa uzun süren bir kıştan çıkılmış ve yaz sıcacık soluğu ile çıkagelmiştir. Ama neşe, umut, gelecek hayalleri, günlük yaşamın küçük telaşları, âşıkların buluşmaları, küskünlükleri, her şey başka bir yaza ertelenecektir.. Çünkü Hitler, tıpkı Dune’nun talihsiz halkı Fremenlere yapılanlar gibi Yahudileri, Çingeneleri, Komünistleri, sakatları ve iyileşemeyecek kabul edilen hastaların ölmesi gerektiğine karar vermiştir.. Ari ırk ancak böyle soyunu devam ettirebilecektir..

IMG_6480.PNG

“1939 Yazı”, yazın hemen öncesinde bahar tomurcuklarının baş verdiği günlerde, 10 Mart 1939 Cuma günü başlayıp, 11 Kasım 1939 tarihine dek süren bir zaman dilimi içinde farklı hayatlardan gerçek hikayeler sunuyor..

Cehennemden hemen önceki o son aheste yazda Thomas Mann ne yapıyordu, Freud ve ailesi neredeydi, Sartre ve Simone de Beauvoir’in aşkları hangi evredeydi? Ya Hitler, Eichman, Churchill, Musolini ve diğerleri o son güzel yazda hangi büyük hayallerin peşindeydiler..

Peki çölün hasretle beklenen ve zamanın içinde gezinen mesihi Muad’dib 1939 yazında neredeydi? Bunu soruyorum çünkü bir seferinde tam 10.202 tarihinde bir şarkı mırıldanır gibi şunları söylemişti;

“Geçmişi şimdide görmek önemli olsa da, geleceği görebilme yetisinin en büyük göstergesi gelecekte geçmişi görebilmektir.” *

Bir limon dilimi gibi gecenin içine düşmüş Ay’ın arkasında evrenin sonsuz boşluğunda bir göz gibi parlayıp sönen bir gezegen var adı Dune mu yoksa Dünya mı bunu da Muad’dib’e sormak lazım.. Çünkü “ Evrendeki en güçlü ve kalıcı ilkeler, tesadüfler ve hatalardır.”

Dune, Frank Herbert, Çeviren: Dost Körpe, İthaki Yayınları.

1939 Yazı, Werner Biermann, Çeviren: Ayşe Sarısayın, Can Yayınları.

İtalik yazılar; Dune’dan alıntı

Kapak görseli; Bartolomeo Veneto.