IMG_6643

Dün gece Darren Aronofsky’in Mother filmiyle başlangıcın içinden geçtim ve zamanın oluştuğu, kaderlerin yazıldığı yerdeki ilk kadınlarla tanıştım. İsimleri Havva ve Meryem’di . Hem birdiler hem ayrı.. İsimleri hem vardı hem yoktu.. Geçmiş ve gelecek bütün hayatı doğuracak, öldürecek, gömecek sonra yeniden doğurup emzirecek güçleri varken bir adama “ ben sana niye yetmiyorum” diye çaresizce soruyorlardı..

Bütün yeryüzünü baharla donatıp kışla solduracak kudretlerini yataklarına giren adamlara  “bebeğimm” derken harcıyorlardı.. Yaratıcılarının hikayelerine, dölleri, kanları, sütleri, ve itaatleriyle ilham verirken kendi doğurduklarının ölümüne ağlıyorlardı.

Uyumlu, nazik, şehvetli, koruyucu, ama kederliydiler.. Zaman sarmalında baştan sona, sondan başa yazılmış bütün acıların bütün sevinçlerin içinden geçmiş ama hepsini unutmuşlardı. İsimleri Havva ve Meryem’di. Hem çok kişiydiler hem tek. Çağrılacakları vakit hepsinin adı “Mother/Anneydi” ve dünyanın bütün ağaçları rahimlerinin suyuyla büyüyecekti.

IMG_6641

Vahşi benlikten, öfkeden, gölgeden, şimşeğin sesinden, fırtınanın uğultusundan, kanın kokusundan ve ölümün büyüsünden ayrı düşürülmüşlerdi.. İsimleri Havva ve Meryem’di. Bir değil, iki değil çoktular.. “Büyük Ana”nın, Tiamat’ı , İsis’i, Hekate’yi unutmuş, kuyruksuz, dişsiz, öfkesiz ve intikamsız kalmış yanıydılar..

Oysa gölgesiz bir “Anne”, pençelerini kaybettikten sonra Meryem’e dönüşen Tiamat’a benzer. Ehlileştirilmiş, evcilleştirilmiş, tırnakları kesilmiş ve dönüştürülmüştür. Adı, yaratıcısı erkek olan bir başlangıç hikayesinin jeneriğinde unutulmuştur. O büyük dişi ruha rastlayabileceğimiz ormanlar, koyu gölgeli fundalıklar artık sadece masallarda ve mitoslarda kalmıştır. Vahşi ve savaşçı Tiamat, acılı bakire Meryem’e dönmüştür.

Baba Yaga, Tiamat’ın, Hekate’nin, İsis’in yani başlangıçtaki kutsal dişinin gücünü taşıyan ruhlardan biridir. Karşımıza hep Güzel Vasalisa masallarında çıkar ve onun büyümesine yardım eder. Ormanın derinliklerinde yaşayan büyük tanrıçanın ruhu olmasına rağmen Tanrıça diye değil de cadı diye çağrılır ve bu haksızlığa alınacağı düşünülür. Oysa Baba Yaga ne olduğunu bilir.

O, Neolitik döneme ait kutsal kadim tanrıçaların bugüne düşmüş suretidir. Evlenmemiş genç kızlara hayatı öğretir, genç oğlanları sınavdan geçirir ve umudunu kaybetmişlere büyük tanrıçaya bağlanan göbek deliğini gösterir.

Vasalisa da Baba Yaga’dan hediye almış şanslılardan biridir. Ormanın kıyısında üvey kız kardeşleri ve üvey annesiyle yaşayıp onların bitmek bilmez eziyetlerine katlanır. Annesi çoğu masal kahramanı gibi ölmüş, babası da kötü kalpli üvey annesiyle evlenmiştir. Kıskanç, tembel, eziyeti seven üvey ablalarının çektirdiği ızdıraplara rağmen tıpkı Bakire Meryem gibi nezaketini hiç kaybetmez. Masalın içinde kötülükle uyumlu çalışan, ona hizmet eden pür iyilik olarak gezinip durur.

Bu üvey kız kardeşler korosu Vasalisa’ya sürekli ne kadar beceriksiz, çirkin, işe yaramaz, aptal olduğunu söyleyerek onu en zor işlere koşarlar. Vasalisa tıpkı iyi huylu, düzenle uyumlu, nazik, sorumluluk sahibi kadınlar gibi her denileni layığıyla yapar. Bir gün olsun onlara “ Yeter! Yoruldum artık! sizi tembel, kıskanç gübre çuvalları azıcık da işlerin ucundan siz tutun! ” Demez. Aldığı terbiye ve görgü kuralları buna engel olur. Ama bu habis kardeşler iyilik sofrasında ne doymayı ne de bitirip kalkmayı bilirler ve en sonunda Vasalisa’dan kurtulmak için onu ormana Baba Yaga denilen cadıdan ateş almaya yollarlar. Çünkü Vasalisa iyiliğini, güzelliğini, hünerlerini de alıp ebediyen gitsin isterler.

Masalın bundan sonrası başlangıç hikayemizin resmi yaratılış versiyonunda ve “Mother” filminde anlatılmayan, bir köşede unutulup giden parçasını oluşturur. Vasalisa, Baba Yaga ile karşılaşır ve ondan kutsal dişiliğin, bütünün, eksik parçasını nerede bulacağını öğrenir. Erkek tanrılar panteonunun Meryem’den ve Havva’dan köşe bucak sakladığı sırları dinler. Baba Yaga bütün cadılar gibi en eski yaratıcının parçası, altdünyanın bekçisi ve yaşamla ölümün en eski sahibidir.

Bir adı değil çok adı vardır. O Anima Mundi’dir, Hekate’dir, İsis’tir, Artemis’tir.. Ormanın ulu ruhudur. Onun görgü kuralları, nezaketi, çaresizliği, “ Sana niye yetmiyorum” diye soran sitemli sesi yoktur. O, mükemmel kadın, kutsal iyi anne, uslu kız, saf bakire olmaya çalışmayacak kadar bütündür tamdır.

Ne kadar unutturulmaya çalışılsa da en olmadık yerlerden ulumaları duyulur, kemikleri masalların sayfalarında takırdar ve ateşten gözleri mitosların içinden bakar. En önemli görevlerinden biri Vasalisa gibi bakire ruhlara başlangıcın ve sonun gizemi öğretmektir.

Baba Yaga, masalın sonunda Vasalisa’ya soyundaki bütün bilge kadınların ruhunu taşıyan bir kafatası verir ve haset üvey kardeşlerinin yanına gönderir. Kafatasının kadim kemiklerinde Hekate’nin büyülerini, Artemis’in cesaretini, Tiamat’ın vahşiliğini, Demeter’in bereketini ve İsis’in şehvetini taşıyan Vasalisa şimdi tamlığa erişmiş, büyük ananın parçası olmuştur. Üvey kız kardeşlerin sahneden inme vakti artık gelmiştir.

Çünkü Baba Yaga ile tanışan hiçbir kadın artık içindeki üvey kardeşler korosunun sesine kulak asmaz ve “bebeğimm” dediği erkeklere “ beni hiç sevmedin!” diye kederle yakınmaz. Tavuk ayaklı kulübesinde çekilir, ocağını yakar, kemiklerini ısıtır ve kıyametten sonraki başlangıcı bekler.

Mother/ Anne 2017.

Yönetmen/Senaryo: Darren Aronofsky.

Jennifer Lawrance, Javier Bardem, Ed Harris, Michelle Pfeiffer.